a. gürhan fişek

O BİZDEN BİRİ Türkiye’de Çağdaş Kimya Biliminin Öncüsü, Türkçe ve Atatürk Aşığı Bir Bilim Adamı Prof. Fritz Arndt (1885-1969)

 

1933 yılında Hitler zulmünden canını kurtarmak için kaçan Fritz Arndt’ın bu ilk Türkiye’ye gelişi değildi. Alman hükümeti ile Osmanlı hükümetinin anlaşması çerçevesinde, 1914 yılında Darülfünun’da reform yapma amacıyla davet edilen üç Alman kimyacıdan biri Fritz Arndt’tı. 

Alman hükümeti, dostluk çerçevesinde kurulan bu ilişkiyi, Alman hükümeti, eğitim programları üzerinden güçlü bir propaganda aracı olarak görmekteydi. 

İstanbul Üniversitesi Kimya Bölümünün temeli, ülkemizde kimya öğretimi yapan ilk kuruluşlara dayanmaktadır. Almanya’dan getirtilip müderris (profesör) olarak atanan üç kimyacı; Dr. Fritz Arndt (Anorganik Kimya), Dr. Kurt Hoesch (Organik Kimya) ve Dr. Gustav Fester (Sınai Kimya) tarafından 1917 yılında Fen Fakültesi’nde ilk kuruluş amacı “Endüstri Kimyageri” yetiştirmek olan Kimya Enstitüsü kurulmuştur. Sultanahmet Yerebatan’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Tatbikat Mektebi ile Beyazıt’taki Zeynep Hanım Konağı’nın çamaşırhanesi, Almanya’dan getirilen araç ve gereçlerle donatılarak 1918 yılında Türkiye’de ilk defa meslek olarak Kimya öğretimine başlanmıştır.Türkiye’de ilk kimya bölümünün örgütlenmesini, Alman modeline göre tasarımladılar. (Kimya Bölümü Tarihçesi, http://muhendislik.istanbul.edu.tr/?p=90). 

Zengin bir tüccar ailesinden gelen Arndt, yaşamı boyunca bir çok üniversitede bir çok ünlü profesörle birlikte çalıştı. Doktorasını Freiburg Üniversitesi’nde 1908’de en yüksek notla verdi. Değişik üniversitelerdeki çalışmalarını çeşitli yayınlarla sonuçlandırdı.1912’de sınavını vererek doçent oldu. 

1914 yılına evlendi ve üç çocuğu oldu. Büyük oğlu Heinz Wolfgang Arndt, 1933’te babası ile birlikte gittiği İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde ekonomi öğretimi gördü ve Avustralya’da Canberra Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. İkinci oğlu Walter W.Arndt 1916’da doğdu; oldukça maceralı bir yaşam döneminden sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde dilblim profesörü oldu. Kızı Bettina Arndt, Lozan ve Viyana’da resim öğrenimi gördü ve yaşamını ABD’de resim konservtörü olarak geçirdi (Dölen E., 2013 : 39).  

Ülkesinden ayrılmak onun için zor olmamıştı. Arndt anılarında bu konuya değiniyor : “Benliğimi korumak için özveride bulunmam gerekiyordu.Ya burada kalacağım ve sonunda bir şey yapmadan yaşlanacağım. Yahut dünya olaylarında aktif görev alacaktım. Yanlış eğitim anlayışı ve tutucu geleneklere karşı savaşım verecek bir çevrede yaşayabildikten sonra.” Arndt, gelişinden bir yıl sonra derslerini Türkçe vermeye başlamış; iki tane ders kitabı yazmıştı bile. Kuramsal kitap bilgileriyle kimya biliminde fazla bir ilerleme olmayacağını bilen Arndt, deneysel kimyaya çok önem veriyordu. Anılarında bu süreci şöyle anlatıyordu : “Benim Türkçe’yi, öğrencilerimin modern laboratuvar kimyasını öğrenmeleri kol-kola gitti. Bu durum, 1916 yılında uygulama yapan öğrencilere Laboratuvar tekniğini öğreten bir Türkçe kitap yazıncaya ve kendi Türkçe anlatıncaya kadar devam etti.” (http://aaspot.net/ forum/showthread.php?35151-ProfesorArndt-bey-in-anilari) 

Bu çerçevede Kimya Enstitüsü’nü (Yerebatan Kimya Enstitüsü) kurdu. Bunun için yeni bir bina ve donanımlı laboratuvarlar sağlanması büyük bir kazanımdı. Ancak bu çabalar, hem Darülfünun’un diğer alanlardaki müfredatının bir çoğu İslam yönelimli olması gerçeği karşısında, kalıcı olamadı. Arndt’ın ilk ayrılışında (1918), hem Türkler hem de Almanlar için yenilgiyle sonuçlanan 1.Dünya Savaşı belirleyici olmuştu. Fritz Arndt, İstanbul dönüşü akademik çalışmalarını sürdürdü Freiburg Üniversitesi’nde Doçent ve Breslau’da 1933 yılında Profesör oldu. Yahudi bir aileden geldiği için, Hitler nazizmi tarafından, Almanya’da tüm yaşam ve çalışma olanakları ortadan kaldırıldı ve o da yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 1934 yılında kısa bir süre Oxford Üniversitesi’nde konuk profesör olarak ders verdi. Türkiye’den gelen çağrıyı kabul ederek, üniversite reformu çabalarının içerisinde yer aldı. 

İkinci gelişinde (1933) Ord.Prof.Fritz Arndt, yine kurduğu Kimya Enstitü’sünün başına getirildi. Darülfünun’un bir çok kurumu eleştirilse de, Kimya Enstitüsü başarılı bir model olarak kabul ediliyordu. Zengin bir kütüphanesi vardı. 

1933 Üniversite Reformu’nun getirdiği yenilik ve gelişmelere paralel olarak İ.Ü. Fen Fakültesi Kimya Enstitüsü üç yeni enstitü halinde örgütlenmiştir. Dr. Fritz Arndt başkanlığında Genel Kimya, Prof. Dr. Reginald Herzog (Alman) başkanlığında Sınai Kimya ve Prof. Dr. Gabriel Valensi başkanlığında Fizikokimya Enstitüleri üç yıllık öğretim sonucu sertifika veren kuruluşlar olarak görev yapmışlardır. 1937’den itibaren üç yıl olan öğretim süresi dört yıla çıkarılmış ve öğretim programında bazı değişiklikler yapılarak “Kimya Mühendisliği” diploması verilmeye başlanmıştır. 

Arndt’ın gelişi, bir öncekinden farklı olarak, Alman hükümetinin, eğitim aracılığıyla propaganda aracı olarak değil; Alman hükümetinin zalim yaklaşımından canını kurtarmak için bir kaçıştı. O artık kendisine bizlerden biri olarak görüyordu. Öyle ki, yayınlanmamış anılarında Arndt, Osmanlı dönemindeki konumlarına oranla daha “gösterişsiz” olduğunu anlatıyordu. Bu sayede uyum ve işbirliğinin daha kolayca sağlanabildiğini düşünüyordu. Üstelik de Alman gizli servislerinin, basın aracılığıyla Türk halkını, Alman profesörler aleyhine kışkırtma çabalarına karşın, kaynaşma sağlanmıştı (Widmann H., 1999 : 320). 

Arndt, çok iyi Türkçe biliyordu ve derslerini Türkçe anlatıyordu. Bunun ötesinde, kimya sözlüğüne bir çok Türkçe terim de kazandırmıştı. Hakümet tarafından, resmi Terim Komisyonu’na davet edilmişti. Bu çalışmalarında, Türk Dil Kurumu’nün asil üyesi olarak görev aldı.  

Bu kapsamda Türk Dil Kurumu’nca yapılan çalışmalardan biri, 5 Aralık 1936’da Akil Muhtar Özden başkanlığında ve üyeleri Prof. Fritz Arndt, Prof. Hayrullah Diker, Prof. Necmeddin Rıfat Yarar ile İbrahim Etem’den oluşan Kimya Terimleri Komisyonu’nun faaliyetleridir. (http://www.akmb.gov.tr/userfiles/files/ ERDEM ISI/ERDEM 68 ISI/B0RFANELMACI.pdf) 

Aşağıdaki sözcükleri, Türkçeye kazandıranın Prof.Arndt olduğu genel kabul görmektedir (Reisman A., 2011 : 36) (Gürgey İ. , 2005:87) : 

  • Çözücü (solvent
  • Çözelti (solüsyon) 
  • Çözünme (dissolüsyon
  • Çözünen (solute
  • Tartı (atom ağırlığı) 
  • Değerlik (valans
  • Anıklamak (hazırlamak) 
  • Seyreltik (dilute
  • Çökelti (precipitate)

Prof.ArndtTürkçe’de söylenişi birbirine yakın olan sözcüklerle oyunlar yapmayı da çok severdi. En çok kızdığı, “element” yerine “eleman” diyenlerdi ve onlara “el’aman” (yaka silkmek anlamında) derdi.  

Dikkat çekici nitelemelerden biri : Prof.Arndt anılarında, 1915’te ilk kez ülkemize geldiğinde Türk yardımcısı Fazlı Faik beyi “dilmaç”ım diye tanıtıyor (Dilmaç = çevirmen). Bu onun güzel Türkçeye olan tutkusunu ortaya koymaktadır (http://aaspot.net/forum/ showthread.php?35151-Profesor-Arndtbey-in-anilari). 

Derslerini Türkçe vermenin yanı sıra, ders kitaplarını da Türkçe yazıyordu. Dört kimya kitabı üretti. Kitaplarının çoğunun sonuna, Türkçe, Osmanlı Türkçesi, Almanca ve İngilizce olmak üzere karşılaştırmalı bir sözlük eklemiştir İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk vatandaşı oldu. Bu aynı zamanda Türkiye’ye bir minnet ödeme olarak yorumlanabilir. Nazizmin zulmunden kaçarken, kendisine kucak açan Türkiye hükümeti, aynı zamanda, İkinci Dünya Savaşı’nda Polonya ordusu saflarında çarpışıp Almanlara esir düşen oğlunu da, kurtarıp İstanbul’a getirtmişti (Reisman A., 2011: 233).  

Arndt öğrencileri tarafından çok sevilirdi. Bu olguyu yine mülteci Almanca konuşan ünlü profesör Rudolf Nissen şöyle anlatıyor : “Arndt öğrencilerine büyük bir sevgiyle bağlıydı, oldukça iyi Türkçe konuşurdu. Öğrencileri ellerine geçen her Almanca Kimya kitabında onun adına rastlamalarına karşın, sevecen ve mütevazi haliyle Arndt’a her geçen gün daha çok bağlanıyorlardı. Arndt hiç bir zaman otoriter Alman Müdürü tipini oynamadı. Ordinaryus’luk Arndt’tan asla bir şey götürmemişti. Profesör kibiri ile İstanbul’a gelen bizler üzerinde her zaman, bu kibiri üzerimizden atmamız için eğitsel rol oynamış; akademik havalı kendini beğenmişlik yerine öğrencilerin saygısını kazanmamız gerektiğini düşündürmüştü” (http://aaspot.net/forum/ showthread.php?35151-Profesor-Arndtbey-in-anilari). 

1938’lı yıllarda öğrencisi olan Rauf Birol büyük bir hayranlıkla onu anıyor ve unutamadığı anılarını şöyle anlatıyor : “Bir gün sınıfa ağlayarak geldi ve bugün ders yapamayacağım çünkü Atatürk ölmüş; Almanya’da bile bu kadar büyük bir insanın ölmedi” dedi. Hepimiz ağlamaya başladık. Atom dersinde anlattıklarını hiç unutmuyorum. Bu atom patlatılırsa, büyük bir enerji çıkışı olur ve çevresini dağıtır. Her bir atomun başına onu korumak için birer asker dikmek gerekir” dedi. Daha o zaman Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmamıştı. Yine unutamadığım anılarımdan biri onun sınavlarıydı. Sınava iki öğrenciyi birden alırdı ve bir öğrenciye sorduğu soruya öteki atılıp yanıt verirse hiç üzerinde durmaz ve kabul ederdi. Biz de bütün konuları çalışmakla birlikte, sınava gireceğimiz arkadaşla bazılarını daha ağırlıklı çalışmak konusunda yük paylaşırdık. Bu yöntem her zaman başarılı olurdu. Bir de onun pipo içmeyi sevdiğini unutmuyorum. Ama derslerinde asla pipo içmezdi.” (Rauf Birol : Kişisel iletişim).  

1954’lü yıllarda öğrencisi olan İsmet Gürgey şöyle yazıyor : “Derslerini haftanın altı günü saat 12-13 arası, sonradan adı verilen anfi biçimdeki derslikte yapardı. Derslere girme zorunlu değildi, yoklama da alınmazdı ama derslik tepeleme dolardı. Arndt dersliğe girdikten sonra hiçbir öğrenci derse giremezdi. Arndt tahtadan çekiciyle kürsüye iki-üç kez vurur, derse başlardı. Önceden kara tahtaya yazdığı kimyasal denklem ve formüller üzerinde, silgi kullanmadan elleriyle silerek tepkimelerin gidişini, maddelerin yapısını açıklardı. Ders sonunda elleri, ağzı-yüzü tebeşir tozuna bulanmış bir durumda derslikte çıkardı.”(Gürgey İ. , 2005:87) 

Arndt, derste yaptığı deneylerdeki tepkimelerin ilerleyişini tahtadaki formüllerde yaptığı değişikliklerle gösterirdi. Öğrencilerin ilgisini sürdürmek için, konuşmasını çeşitli nüktelerle süslüyor; zaman zaman deneylerinde patlayıcı maddeler kullanarak derslerine heyecan katıyordu (Baysal B., 2011: 12). Derse başlarken çekiciyle kürsüye iki-üç kez vururdu. Sürekli pipo içerdi. Pipo ve çekiç, onun için çizilen karikatürlerin başlıca figürüydü.  

Arndt’ı sevenler yalnızca öğrencileri ve öğretim üyesi arkadaşları değildi. Almanca konuşan mülteci Profesörlerin, çocukları da Arndt ailesini çok seviyordu. Hemen boğaz kıyısındaki evleri, yaz aylarında sanki bir mesire yeriydi. Bütün çocuklar yüzmek için oraya gelirler; Bayan Arndt tarafından nefis kek ve pastalarla ağırlanırlardı. 

Arndt, kimya bilimine dünya çapında katkılarda da bulundu. Diazoketonlar üzerine çalışmaları, bugün bile Arndt-Eistert diye bilinen ve daha küçük homologlardan daha büyük asitlerin yaratılmasına olanak veren tepkimeyi, 1927 yılında ortaya koymuştu (Reismann A. 2011: 36) O tarihlerde gelişmekte olan fiziksel organik kimya alanında bir öncü olmuş ve rezonans kavramının gelişmesine katkıda bulunmuştur. İgnold ile birlikte ara durum (mezomerlik) kuramını ortaya çıkardı. Nobel kimya ödülüne aday oldu. (Gürgey İ. , 2005:87) 

Bilim dünyasında iyi tanınan Prof. Dr.Arndt’ın yayın ve atıf dökümü şöyle (Baysal B.,2011 : 11). 

Arndt’ın Türkiye’de işi hiç de kolay olmamıştır. Üstün başarısı, dikenli yollar aşılarak kazanılmıştır. Bu arada onu övenler olduğu gibi, eleştirenler de olmuştur (Dölen E. 2010 : 6.5.461).  

İstanbul’da uzun yıllar asistanlığını yapan Lotte Loewe 1949’da bu konuda şunları söylüyor : “Geride bıraktığımız 15 yıl içinde çalışamızı etkileyen güçlükler kötü, amaca uygun olmaan ve yetersiz yerleşim ve bina olanaklarıydı. Savaş ve savaş sonrası yıllarında ayrıca kimyasal madde ve araç-gereç darboğazı buna eklendi. Fakat buna karşın, bugünkü kimya öğreniminin 1933’lerin Breslau Üniversitesi’ndeki kimya eğitimine eş değer olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kimya Enstitüsünde tamamlanmış olan tüm bilimsel çalışmalar, Fen Fakültesi’nce çıkartılan Fen Fakültesi Dergisi’nde yayınlandı Kimya Enstitüsü’nün kütüphanesi, 1941 yılına kadar bütün bilimsel çalışmalar için gerekli Almanca, İngilizce ve Fransızca dillerinde kitaplar ve süreli yayınlarla donatılmıştı” (http://aaspot.net/ forum/showthread.php?35151-ProfesorArndt-bey-in-anilari). 

1955 yılında emekli olduktan sonra çalışmalarını Hamburg Üniversitesi’nde onursal profesör olarak sürdürdü. 1955 yılında, Gauss Madalyası, 1965’te, bilim ve araştırmada üstün başarılı olanlara verilen Joachim Jungius Madalgası, 1954’te Tübingen Üniversitesi’nde fahri doktora, 1960’da Hamburg Üniversitesi Onur Üyesi ve 1964’te Akademi Leopoldina Üyesi seçilmiştir (Dölen E., 2013 : 43). Hamburg Üniversitesi bahçesinde bir heykeli vardır. Ölümünden önce, 80.doğum yıldönümünde, İstanbul Üniversitesi Senatosu, Arndt’a onursal doktora verdi. (Gürgey İ., 2005:88) İstanbul Üniversitesi’nde genel kimya dersi vermiş olduğu amfiye adı verildi ve koridorun başına Arndt’ın bronz plaketi konuldu. 

Kaynaklar:  

  • Kimya Bölümü Tarihçesi (http://muhendislik. istanbul.edu.tr/?p=90) 
  • WidmannH. (1999) : Atatürk ve Üniversite Reformu, Kabalcı Yayınları.  
  • ReismanA. (2011) : Nazizmden Kaçanlar ve Atatürk’ün Vizyonu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.  
  • Gürgeyİ. (2005) : Türkçe Aşığı Bir Bilim Adamı, Ord.Prof.Dr.Fritz Arndt, Çağdaş Türk Dili Dergisi 206/87.  
  • DölenE. (2013) : Türkiye’de Kimya Öğretiminin Tarihçesi (1934-1982) Türkiye Kimya Derneği Yayınları No.12.  
  • Baysal B. (2011) :Türkiye Niçin İleri Teknoloji Üretiminde Yetersiz?, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Yayını No.66 
  • DölenE. (2010) : Türkiye Üniversite Tarihi -4, İstanbul Üniversitesi (1933-1946) Bölüm 6.5.  
  • http://aaspot.net/forum/showthread.php?35151-Profesor-Arndt-bey-in-anilari 
  • RaufBirol :Kişisel İletişim (17 Haziran 2016).  
  • (http://www.akmb.gov.tr/userfiles/files/ERDEM ISI/ERDEM 68 ISI/B0RFANELMACI.pdf) 
  • http://bayborekhasan.com/ yazilar2014?pages=1&op=categoryview&category=8 
  • http://bayborekhasan.com/ yazilar2014?pages=1&op=categoryview&category=8

Rauf Birol’un Benzol (Benzen) ile Mücadelesinde Kilometre Taşları 

 

1919 yılında Bodrum’da doğan Rauf Birol’un yaşamı mücadeleyle geçmiştir. Subay olarak başladığı meslek yaşantısını, özel girişimci olarak sürdürmek istemiştir. Kimya Mühendisi olmasının kolaylaştırıcılığıyla, kendisine saf su, çamaşır suyu, deterjan, tiner vb malzemelerin üretim ve pazarlamasını konu olarak seçmiştir. Serbest piyasa ekonomisinde ayakta kalma uğraşı içindeyken, 1970’lerde çok önemli bir ikilemle karşı karşıya kalmıştır. Üretmekte ve satmakta olduğu tinerlerin içerisine daha ucuz olan benzolün (benzen) katılmasının, insan sağlığı üzerinde başta lösemi (kan kanseri) olmak üzere çok zararlı etkileri olduğu ortaya çıkmıştır. Ya insan sağlığına aldırış etmeyen rakipleri gibi, bol miktarda benzol kullanacak ya da onunla eşdeğer iş gören toluen, ksilen vb çözücüler kullanacaktı. 

Rauf Birol, “Benzol mücadelesi benim yaşamımın en önemli mücadelesiydi” diyor.  

“İş hayatımın bu önemli çatışmasında gün geldi tiner satışlarımız çok büyük düşüşler gösterdi. Hammaddeleri aldığımız SHELL yetkililerine konuyu açtığımızda, “Ama siz de benzol kullanmıyorsunuz ki” dediler. Onların neden kendi tinerlerinde benzol kullanmadıklarını sorduğumda “Londra’da gelen ilke karar böyle. Benzol insan sağlığı için zararlı” dediler. 

Rauf Birol, “kar” ve “insan sağlığı” ikileminde kaldı. “İnsan sağlığı” uğruna, 15 yıllık bir mücadeleyi göze alarak, ürettiği ve pazarladığı tiner DOST TİNER adını verdi. Mücadelesinin ilk adımı Mobilya üreticilerine bir mektup yazarak başlattı. Bu mektupta onlara buharını işçilerle birlikte soludukları tiner buharlarının benzol içeriğinden ötürü ne tür zararlara yol açabileceğini ayrıntılı olarak anlattı. Yıl 1972 idi. Bu yazının ardından, Ankara Sitelerdeki Mobilyacılar ve Lakeciler Derneği ile olan işbirliği gelişti. Derneğin yöneticileriyle iyi ilişkiler içerisindeydi ve bu kişiler, mesleklerini koruyan insanlardı. Rauf Birol’un, benzol konusundaki üzüntülerini ve kaygılarını paylaşabileceği insanlardı. Şöyle yazıyor Rauf Birol : “Onlara bir yazı yazarak, bizim firmamızın, tüketiciyi uyarma girişimlerine katkıda bulunmasını istedim. Biz her ne kadar benzolsüz tiner satıyorsak da, bu çabaların, diğer firmaların da ürettikleri tinerde, benzol kullanımından vazgeçmelerine yol açacağını söyledim.”   

24.12.1973 ve 11.01.1974 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile tiner imalatında kullanılan benzolün yasaklanması, onun, haklı mücadelesini perçinleyen bir resmi belge oldu. Ancak böyle bir yasaklama olmasına karşın, tiner imalatçılarına hala resmi kanallardan benzol verilmeye devam ediyordu. Çünkü benzolün ülkedeki tek üreticisi Karabük ve Ereğli Demir Çelik İşletmeleri adlı kamu kuruluşlarıydı. Rauf Birol, İşin peşini bırakmadı ve 5.12.1974 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Dairesi Başkanlığı’na bir yazı yazdı.  

“Atölyelerde gerektiği gibi, kontrol ve denetim yapılmadığı için, kuru temizlemecilerde, ayakkabıcılarda, oto boyacılarında, mobilya atölyelerinde benzollü tiner kullanılmakta olduğunu gözledim. Hala benzol kullanımı sürüyordu.Bu kez 1.06.1976 tarihinde İmar ve İskan Bakanlığı Çevre Sorunları Bakanlıklar Arası Koordinasyon Başkanlığı’na yazdım. İlgili kamu kuruluşlarının, yasalara uymaları konusunda uyarılması ricasında bulundum.” diye yazıyor Rauf Birol. 

Ama değişen bir şey yoktu. Bir kez daha, 12.06.1978 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Dairesi Başkanlığı’na başvurdu. Benzol üreten kuruluşların, tiner imalatçıları yerine benzolü benzine katarak tüketmelerinin daha uygun bir çözüm olacağını anımsattı. Sonuç yoktu. Yine 10.09.1979 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Dairesi Başkanlığı’na başvurmaktan başka çaresi yoktu. Bu kez üretim rakkamlarını hatırlattı : Demir Çelik Tesislerinin kok fabrikalarında ara ürün olarak elde edilen Benzol’ün Karabük Demir Çelik’te 3.600 ton/yıl ve Ereğli Demir Çelik’te 1.182 ton/ yıl ve İskenderun Demir Çelik’te 5.400 ton/yıl olmak üzere, toplam onbin tonun üzerinde üretildiğini yazdık. Bunun büyük bir kısmı, ne amaçla kullanıldığı saptanmadan serbest piyasada satılmaktaydı. 

Rauf Birol, benzolle mücadelesini bilinci ve ısrarlı bir şekilde sürdürüyordu. 30.11.1979 tarihinde bu kez Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlıktan, Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü’nce atölyelerde yapılmakta olan benzol kontrolünün daha sıklıkla ve etkin olarak yapılmasını istedi. 

Rauf Birol, bu girişimlerin ardından, tiner kullanan atölyeleri temsil eden kuruluşun da katkısını almak üzere 19.12.1979 tarihinde Türkiye Ağaç İşleri Esnaf ve Sanatkarları Federasyonu Başkanlığı’na başvurdu. Federasyona bağlı işyerlerinde çalışan çırak, kalfa ve ustaların yaşamlarını tehlikeye sokan bu uygulamaya son verilmesi için katkılarını istedi. Bu işbirliğinden umutluydu. Nitekim, Federasyon tarafından “Kimyasal Danışman ve Uzmanı” olarak görevlendirildi. Böylece mücadelesi, kurumsal bir kimlik kazandı. Resmi yazışma ve toplantılarda, Federasyonu temsil etmeye başladı. 

12 Eylül 1980 Askeri Darbesinden sonra Milli Güvenlik Konseyi’ne çok umut bağlayan Rauf Birol’un, Konsey’e yaptığı başvuru, 2 Aralık 1980 tarihli yazımı hemen ilgili kuruluşlara havale edildi. Ancak yasak savarcasına toplanan komisyonlar, yazılan raporlar ve piyasadan alınan numuneler hiç bir şeyi değiştirmemiş; sonunda bozuk düzen hiç değişmeden devam etmiştir. Federasyonca 4 Şubat 1983’te üçüncü kez Milli Güvenlik Konseyi’ne yapılan başvuru sonrası Sağlık Sosyal Yardım Bakanlığı koordinatörlüğünde gerçekleştirilen toplantıda, alınması gereken etkili önlemler ilgili kuruluşlara bildirilmişse de değişen bir şey olmamıştır. Alınan önlem ve kararlar büyük miktarlarda hem de bürokratik engeller hızla aşılarak alınan tahsisler, tiner ve benzeri solvent üreticilerine kaydırılarak işçilerin sağlığını yitirmesi pahasına gayrımeşru kazanç mekanizması işlemeye devam etmiştir. 

Rauf Birol’un, 15 yıllık mücadelesinde, Türkiye Ağaç İşleri Esnaf ve Sanatkarları Federasyonu Başkanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda bazı iyi niyetli üst düzey bürokratlar ona çok yardımcı olmuşlardır.  

Sonunda, motor benzolün iç piyasa satışlarının önlenmesi için yalnızca ihracatına izin verilmiş; sonra da üretim sürecinde değişikliğe gidilerek, benzol üretimine son verilmiştir. 

MESLEK HASTALIKLARINA KARŞI BIR SAVAŞÇI : RAUF BİROL  

Büyük sanayi devrimi, dünya tarihinin dönüm noktalarından biridir. Teknolojik ve ideolojik olarak insanlığa yönelik yeni ufuklar açarken, Simon Sismondi’nin deyişiyle “kuşakları kesintiye uğratacak” ölçüde kötü çalışma ve yaşama koşullarıyla, insanlara zulmü yaşatmıştır. 

Türkiye, 1960’lı yıllardan sonra, köyden kente göç ile birlikte, aynı ölçüde olmasa da, bu tabloyu yaşamaya başlamıştır. Azalarak da olsa, bugün de, çalışanların yaşama ve çalışma koşullarına umursamazlık sürmektedir. Ölümlü iş kazalarının yüksekliği, bunun önde gelen kanıtıdır. 

İngiltere’de 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyılın hemen başlarında, büyük sanayi devriminin açtığı yaralara karşı mücadeleyi ilk başlatanlar bazı işverenler ve hekimler olmuştur. Robert OwenSir Robert Peel ve Fransa’da Daniel Legrand, bu mücadelelerinde yalnız kalmış işverenlerdir. Percival Pott, John Thomas Arlidge, Charles Turner Tackrah ve daha başkaları ise, araştırmalarıyla, raporlarıyla, konuşmalarıyla kamuoyunu ve Parlamento’yu etkileyen hekimler olmuşlardır. 1802’de “Çırakların Bedeni ve Manevi Sağlıkları Hakkında Yasa”nın İngiliz Parlamentosu’ndan çıkarılması ile başlayan koruyucu çalışmalar, bugün, sosyal politakının başlangıcı olarak saygıyla anılmaktadır. 

Benzer bir ivmeyi Türkiye’de başlatanlar ise, kendilerini “Benzen zehirlenmesi ile mücadele” temelinde ortaya koymuşlardır. Bir işveren olan Rauf Birol ve hematoloji uzmanı bir hekim olan Prof.Dr.Muzaffer Aksoy, sanayide benzen kullanımının önlenmesi için verilen mücadelenin bayraktarları olmuşlardır. Bu eylemleri ile büyük bir saygınlık kazanmışlardır.  

Ucuza maletme adına, çözücülere katılan benzenin, kan kanserine varan etkileri, bilinçsiz bir çok işçinin lösemiye (kan kanserine) yakalanmasına ve ölümüne neden olmuştur. Rauf Birol, kendisi de çözücü üretmesine karşın, hem benzen kullanmamakta ısrar etmiş; hem de tek üreticisi olan devletin bunu piyasaya vermemesi için yılmaz bir mücadele sürdürmüştür. Çözücü üretirken maliyetinin yükselmesi dolayısıyla, eşitsiz rekabet koşullarında, bir de piyasada yerini koruma mücadelesi vermek zorunda kalmıştır. Ayrıca, gazete yazıları, konuşmalar, saatler süren toplantılara katılma ve başvurular onun kullandığı mücadele araçlarından bazıları olmuştur. 

Bilimsel çalışmalarıyla, bu sürece destek olan ve bu yüzden dünya çapında ün kazanan Prof.Dr.Muzaffer Aksoy da, yine kamuoyunun benzen kullanımına karşı desteğini almak için çok çalışmıştır. Kundura sayacılarının, tutkala karıştırdıkları çözücülerde kullanılan benzenin lösemi yaptığını, dünyada ilk kez ortaya koymuş ve bunu etkili bir biçimde duyurmuştur. Bütün bu çalışmaların semeresi görülmüştür. Bugün benzen kullanımı hem hukuk düzeyinde yasaklanmış ve hem de uygulamada ortadan kaldırılmıştır. 

Rauf Birol ve Prof.Dr. Muzaffer Aksoy olmasaydı, bugün hala benzenden insanlar kırılmaya devam edecek ve bu insanlık suçu sürüp gidecekti. İnsan hakları için savaşan bu iki insanı, hep, saygı ve minnetle anımsayacağız. 

Kaynak : 

Rauf Birol : Bodrumlu Rauf Amca’nın 1919’dan Başlayan Yolculuğu 2016. 

* Prof.Dr. 

Temmuz-Ağustos-Eylül 2019

 

Dergiyi pdf olarak okumak için tıklayınız.

Nisan-Mayıs-Haziran 2019

Dergiyi pdf olarak okumak için tıklayınız.

Ocak-Şubat-Mart 2019

Dergiyi pdf formatında okumak için tıklayın.

Ekim-Kasım-Aralık 2018

  • Fabrikalarda ve İnşaatlarda Grup Halinde Beslenme
  • Uluslararası Kuruluşların Çocuk Sorununa Yaklaşımındaki Yöntem Üzerine
  • Kayıt Dışılaşma ve Çalışma Ortamının Kötüleşmesi
  • Bir Tartışma: 2017 Yılı Dergilerde Çocuk İşçiliği
  • Tarımsal Üretimde Asgari Çalışma Yaşı
  • Maliyet, Verimlilik, Performans
  • Sağlık Çalışanlarına Şiddet
  • Sağlık Güvencesinde Evrensel Sağlık Kapsamı ve Gelişimi
  • İşyeri Hekimi, İş Güvenliği Uzmanı ve Kişisel Koruyucu Donanımı
  • Gelişen Çocuk ve Ergonomi
  • Diktatörlüğe Karşı Direnişin Simgesi: 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü
  • DİSK Genel Başkanı Arzu ÇERKEZOĞLU ile Söyleşi: Sermaye Saldırısının Odağında Kadınlar Var, Sendikal Örgütlenmenin Odağında Da Kadınlar Olmalı
  • Sendikaların Dönüşümü: Egemenlerin Yönetsel Aygıtları Olarak Sendikalar
  • İki Dakika Düşün: Tehlikeyi Tanıyalım :
    Kuvars Kumu Hazırlama Tesisinde Taşımacılık

Dergiyi pdf formatında okumak için tıklayın.

Temmuz-Ağustos-Eylül 2018

Dergiyi pdf formatında okumak için tıklayın.

Nisan-Mayıs-Haziran 2018

  • Prof. Dr. Gürhan Fişek Doğum Gününde Anıldı
  • Çocuk Bayramında Çocuk İşçiliği Paneli
  • Çıraklık Sistemi Kimin İçin İdeal Çözüm?
  • Çocuk İşçiliği ve Eğitim
  • İş Kazalarının Çoğunluğu Kaza Geçiren İnsanların Hatasından mı Olur?
  • Yüksek Binalarda Yangın Güvenliği
  • Meslek Hastalıkları
  • Meslek Hastalıkları ve Meslek Hastalıkları Hastaneleri
  • Meslek Hastalığında Suç Ortaklığı
  • Meslek Hastalıkları ile Mücadelede Sendikaların Etkisi(zliği)
  • Hukuka “Alandan” Bakmak: İş Hukukçuları İçin Bir Yöntem Önerisi
  • Olmayan Kreş Yardımının Bitmeyen Propagandası
  • Söyleşi Erol Çatma : “Bu Benim Kendi Sınıfımın Meşru Bir Savunmasıdır”
  • Betonarme Yapıların Doğa ve Çevre Sorunları
  • İki Dakika Düşün: Tehlikeyi Tanıyalım :
    Bir Mermer Fabrikasında ST Blok (Moloz) Kesme Makinası İle Mermer Kütlesinin Kesilmesi

Dergiyi pdf formatında okumak için tıklayın.

Ocak-Şubat-Mart 2018

Dergiyi pdf formatında okumak için tıklayın.

Ekim-Kasım-Aralık 2017

  • Nusret Fişek 103 Yaşında Anma Etkinliği
  • Prof. Dr. Gürhan Fişek Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nde Anıldı
  • Hedef: İşyerı̇ İşçı̇ Sağliği İş Güvenlı̇ğı̇ Hı̇zmetı̇nı̇nde Troyka Yönetimi
  • Çocuk İstismarı Nicel Durum Üzerinden Tartışılamaz
  • “2018 Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı” Yaklaşırken Resmi Mücadele Gündemi Üzerine Gözlemler
  • Saya Atölyesinde Çocuk İşçi Olmak: Zehirle İç İçe, Uykuya Hasret
  • İş Kazaları Nasıl İncelenir?
  • Risk Kontrol Adımlarının Uygulanması: Silikozis Örneği
  • İşçinin Korunması ve Psikososyal Riskler
  • Gıdanın Küreselleşmesi ve Metalaşması
  • Madenlerde Çalışma Koşulları
  • Zonguldak Kömür Havzasındaki Maden İşçilerinin Çalışma Koşulları: Kamu ve Özel Maden Ocaklarının Karşılaştırılması
  • “Mühendisi Maliyet Olarak Görürseniz İşçi Sağlığı Önlemleri Aksar”
  • İstihdam Seferberliğinin Erken Sonuçları Üzerine
  • Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Konferansı’nda Temsiliyet Krizi: ÇalIşanlarIn Temsilcisi Kim?
  • Şaşırma ve Şaşırtma Kültürü
  • İki Dakika Düşün: Tehlikeyi Tanıyalım :
    Dökümhanede, Döküm Temizleme ve Taşlama

Dergiyi pdf formatında okumak için tıklayın.

Arşivler