Hakikat Israrından Vazgeçmemek

 

Dr. Bülent Şık’ın Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü Tören Konuşması

Bu ödülün benim için bambaşka bir anlamı var. Nusret Fişek Hoca seksenli yıllarda, gıda mühendisliği bölümündeki öğrencilik yıllarımda etkilendiğim, örnek aldığım insanlardan biriydi. Türkiye’de halk sağlığının ve sosyal sağlık sisteminin kurucu isimlerinden biri olduğunu biliyordum ama beni en çok 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası hüküm süren baskı ve zulüm ortamında işkenceye ve ölüm cezasına karşı verdiği mücadelesi etkilemişti. Toplumun baskı altına alındığı, suskunluğa gömüldüğü bir zamanda ısrarlı bir şekilde hakikatleri dile getirmesi, insan hayatını, insan haysiyetini, meslek onurunu korumanın gereğine ısrarla dikkat çekmesi bugün bile aklıma geldikçe içimi ısıtıyor. Nusret Hoca gıda mühendisliği mesleğini kamusal bir bakışla icra etmemde etkisi olan insanlardan biridir.

Hakikat ısrarından vazgeçmemek, en çok da neyin iyi neyin kötü olduğuna devletin karar verdiği ve bunu herkese dikte ettiği zamanlarda gerekli. İktidarlar hakikatleri gizler, eğer, büker, değiştirir. İktidarlar halka yalan söyler.  Kurumlar asli sorumluluklarını yerine getirmeyebilir. İşte, tam da öyle zamanlarda, dünyayı iyi bir yer haline getirmek için çabalamanın riskli olduğu zamanlarda hakikatleri ısrarla dile getirmek, hakikat ısrarından vazgeçmemek gerekiyor. Eğer vazgeçersek kamunun dağılmasına da vesile oluruz. Hakikat ısrarının herkesten önce akademisyenlik, avukatlık, gazetecilik ve hekimlik mesleğini icra eden kişiler için asli bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Bu sorumluluktan kaçınan bir kişi ahlaki tutarlılığını, haysiyetini yitirecektir.

Akıp giden hayat içinde insanları bir arada tutan bağları, içimizdeki kimsesizlik duygusunu, insani acıları ve sevinci incelikle dile getiren değerli şair Sinan Oruçoğlu bir şiirinde,

“mutsuzluk, dünyada durulan bir yer adıdır.”  diyor.

Bir başka şiirinde ise,

“kimsem yok benim

 yok benim kimsem”

 

diye sesleniyor bize.

Dünyada mutsuzluğun hüküm sürdüğü yerler var.

Kimsesi olmayanlar, kimsesiz bırakılmışlar ya da kendini kimsesiz hissedenler var.

Yoksullar, işsizler, sağlık güvencesi olmayanlar, toksik kimyasallarla kirletilmiş bir çevrede yaşamak mecburiyetinde kalanlar,  savaşın ve çatışmaların hüküm sürdüğü bölgelerde yaşayanlar, gidemeyenler, gidip de çaresiz kalanlar, göçmenler, mülteciler, sığınmacılar… var. Halk sağlığını koruyucu çalışmalara bu insanların, insanlığın dışına sürülenlerin çok ihtiyacı var. En çok da çocukların ihtiyacı var. Toplumsal hayatı aşındıran, yıkım yaratan her şey en fazla zararı çocuklara veriyor çünkü.

Çocukları koruyamayan bir toplumun varlığını devam ettirebilmesi nasıl mümkün olabilir? Mümkün değil. Öyleyse, daha iyi bir hayatı herkes için mümkün kılmaya çalışmaktan ve bir bilim insanı olarak hakikat ısrarından vazgeçemeyiz. Sorumlu birer yurttaş, mesleğini seküler bir ahlak duygusu ile icra eden kişiler olarak kolektif düşünme, bir arada durma ve birlikte hareket etme imkânlarımızı artıran eylemlerden ve politikalar geliştirmekten, ne kadar aşındırılmış olsa da kamusal bir hayatı yeniden canlandırmak için çabalamaktan vazgeçemeyiz. Vazgeçmemeliyiz de.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) “her yerde sağlık ve herkes için sağlık” ilkesi çerçevesinde toplumsal hayatın barış içinde devamlılığını tehdit eden sorunları tespit etmek, dile getirmek ve çözümler önermek konusunda inisiyatif almaktan çekinmeyen, kamusal tartışmalara dahil ve müdahil olmaktan kaçınmayan, hakikat ısrarından vazgeçmeyen bir kurum. Totaliter dönemlerde akademisyenlik, avukatlık, gazetecilik ve hekimlik mesleğini hakikat ısrarından vazgeçmeden icra edenlerin en çok suçlanan, kovuşturmaya uğrayan, yargılanan, ceza alan kişiler olması bir tesadüf değil. Türk Tabipleri Birliği yönetiminde yer alan ve iktidarın toplumsal barışı, kamu refahını yıkıma uğratan icraatlarına karşı çıkan, itiraz eden çok sayıda hekim de asılsız suçlama ve yargılamalardan payını aldı. Bedeli ne olursa olsun, bugünden yarına kalacak, hatırlanacak olan kamu refahını korumakla mükellef kurumların yolunu şaşırdığı ya da suskunluğa gömüldüğü bir zamanda TTB tarafından dile getirilen o itirazlar olacak. Böyle bir kurumun verdiği ve üstelik Nusret Hocanın adını taşıyan bu ödülü almak benim için bir onurdur.

Nusret Hocanın toprağı bol, yıldızlar yoldaşı olsun. Ödülü hakikat ısrarından vazgeçmeyen Barış Akademisyenlerine ithaf ediyorum. Teşekkür ederim.

Arşivler