Türkiye’de İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Bağlamında Kot Kumlama İşçilerinin Durumu

            

                                                                       

Çalışma yaşamının varoluşundan bu yana insanlar, riskli işlerde çalışmışlar ve bu çalışmalar sonucunda ölüm, yaralanma ve hastalıklarla karşı karşıya kalmışlardır. Ama gerekli önlemler alındığında, bu kötü sonuçların ya hiç görülmediği ya da azaldığı görülmüştür. Yaşama hakkı, diğer bütün hakların da kullanılmasına olanak veren en temel haktır ve birinci derecede güvence altına alınmalıdır. Sağlık, her şeyden önce bireylerin ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasi nitelikli temel haklarının başında gelen temel bir insan hakkıdır (1).

Aşağıda anlatılan konuyu bu bakış açısından incelemek daha doğru olacaktır.

A.Meslek Hastalıkları ve Silikozis

Dünya’da ve Türkiye’de meslek hastalıkları iş kazalarından daha kötü bir tablo oluşturmaktadır. Birçok meslek hastalığının tanısı konulamadığından kayda geçmemektedir.

Meslek hastalıklarının görülme sıklığı, çalışan nüfusun binde 4–12’si arasında değişmektedir. Buna göre Türkiye’de zorunlu sigortalı ve Bağkur’lu çalışan sayısı (10.922.241) üzerinden bu değer hesaplandığında 43.689- 141.989 arasında meslek hastalığı beklenmektedir. Ancak, SGK istatistiklerine göre 2008 yılında 539 meslek hastalığı olgusu saptanabilmiştir. Meslek hastalığı olgu sayısı 2007 yılı için ise 1.208 olarak verilmiştir (2). Türkiye’de bulunan yalnızca üç meslek hastalıkları hastanesinden alınan veriler, 1.208 olarak belirlenen meslek hastalığı rakamlarının sağlıklı olmadığını göstermiştir.

Zonguldak Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi, Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesi ve İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi’nden alınan istatistikler, aşağıdaki gibidir.

Tablo 1: Meslek hastalıkları hastanelerinden alınan müracaat ve vaka sayıları

Türkiye’deki iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yetersizliği ortadayken, meslek hastalıkları hastanelerinin yalnızca üç tane oluşu, konuya yeterince önem verilmediğini göstermektedir.

Meslek hastalıkları hastanesinin bulunmadığı yerlerde bu tür şikayetlerin diğer hastanelerde değerlendirildiği göz önüne alınacak olursa, ortaya çıkacak manzara ürkütücü boyutlara varacaktır.

Tablo 2: 2007 yılı meslek hastalıkları istatistikleri

Meslek hastalıkları istatistiklerindeki bu tutarsızlık, Türkiye’deki çalışma koşullarının çarpıklıklarının gizlenmeye çalışıldığı kuşkusu uyandırmaktadır. Bütün bunların yanında, Türkiye’de kayıt dışı istihdamın yüksek olduğu göz önüne alındığında, iş kazaları ve meslek hastalıklarındaki sayının gerçekte daha da çok olduğunu tahmin etmek zor olmayacaktır (3).

A.1.Klasik Bir Meslek Hastalığı Olarak Silikozis

Silikoz, 400 yıldan fazladır bilinen bir akçiğer hastalığıdır. Agricola 1556 da yazdığı Treatise on Mining adlı kitabında ve daha sonra da 1713’te Ramazzini, bu hastalığı, kaya parçalama (taşocağı) işçilerinin ve madencilerin yakalandığı bir akciğer hastalığı olarak tanımlamışlardır. Geçtiğimiz çağdaki teknolojik gelişmeler, yüksek basınç gücü altında çalışan maden, kum püskürtme ve diğer endüstri işçilerinin maruz kaldığı toz oranında dramatik bir artış meydana getirmiştir (4).

Silikozis yavaş ilerleyen ve geri dönüşümü olamayan bir hastalıktır. Daha çok uzun süre toza maruz kalanlarda görülebilen bu hastalık, kot kumlama işçilerinin çok yoğun toza maruz kalması nedeniyle 6 ay gibi kısa bir sürede de hastalığa yakalanılmaktadır. Hastalığın herhangi bir tedavisi de bulunmamaktadır. Silikozise yakalanan kişi maruz kaldığı toz yoğunluğuna göre kısa sürede ya da uzun süre içerisinde yaşamını yitirmektedir. Tıbben tedavisi olmamasına karşın yüzde yüz önlenebilir bir hastalıktır (5). Çağdaş teknolojinin getirdiği yeni önlem ve uygulamaların eksiksiz yapılması halinde insanlar bu meslek hastalığından korunabileceklerdir.

B.Türkiye’de Kot Kumlama İşçilerinin Durumu ve Mücadelesi

B.1.İşçilerin Kot Kumlama İşi ile Tanışması

Kot kumlama; kumun kuru hava kompresörleriyle kotların yüzeyine tutularak eskitilmiş görünüm verilmesi işidir. Avrupa’da 1960’lı yıllarda yasaklanan kot kumlama işi, 1990’lı yılların sonuna doğru eskitilmiş görünüm verilen kotların moda haline gelmesiyle Türkiye’de yapılmaya başlandı. Kot kumlama atölyelerinin Türkiye’de bu kadar yaygın olmasının önemli etkenlerinden biri Avrupa’da yasak olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’de 2009 yılına kadar yasal engel olmaması, kot ihracatının büyüklüğü nedeniyle göz yumulması, bu kot atölyelerinin türemesine yol açmıştır (6).

Görüldüğü gibi, atölyelerinin asıl amacı zaten minimum maliyetle –bedeli insan hayatı dahi olsa– üretimi gerçekleştirmek olduğu için, teknolojik altyapı eksikliği ve önlemler sonucu ortaya çıkan bilançonun iktisadi cazibesizliği, bu önlemleri aldırtmamaktadır. Büyük kot firmalarının ucuz ve kolay harcanabilen iş gücüne sahip olması dolayısıyla kot kumlama işini Türkiye’de gerçekleştirmeleri kaçınılmazdır.

Taşeron işverenlere yaptırılan kot kumlama işinin neredeyse tamamına yakını ise kayıt dışı ‘’merdiven altı’’ diye nitelenen atölyelerde gerçekleştirilmekteydi. Daha çok Güney ve Doğu Anadolu bölgesinden, Romanya, Moldova, Azerbaycan ve Irak gibi yerlerden, terör, işsizlik, istihdam olanaklarının olmaması ve ekonomik nedenlerden dolayı İstanbul’a çalışmaya gelmiş, yaşları 20 ile 40 arasında değişen işçiler sigortasız ve iş güvenliği önlemlerinden yoksun olarak insanlık dışı koşullarda bu ölüm atölyelerinde çalıştırılmışlardır. Kot kumlama atölyeleri, İstanbul’un Gaziosmanpaşa, Halkalı, Sultançiftliği, İkitelli, Esenyurt, Yenibosna gibi birçok semtinde faaliyet gösteren, kaçakdenetimsiz-sağlıksız çalışma koşulları altında çok büyük kârlar eden atölyelerdir. İşçilerin çoğu sigortasız ve asgari ücretin altında bir ücretle çalıştırılmışlardır. Genellikle gece ve gündüz olarak 2 vardiya sistemiyle çalışılmakta ve çalışanlar kalacak yerleri olmadığından aynı atölyelerin başka bir bölümünde kalmaktadırlar. Büyük kot firmaları taşeronlar üzerinden kotlarını bu atölyelerde beyazlatmaktadır (7).

Kayıt dışı istihdamın fazla olması nedeniyle tam rakamlar bilinmese de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tahminlerine göre 5-10 bin arasında işçinin bu işte çalıştırılmıştır. Ayrıca bu çalışanların birçoğu aynı aileden ya da akrabalık bağı olan kimselerdir. Kısa sürede de binlercesi silikozise yakalanmıştır.

Amerika Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü (NIOSH) tarafından 8 saat içinde solunmasına izin verilen silika kristali düzeyi 0.05 mg/m3’dür. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları bölümünün araştırması sırasında yapılan ortam ölçümlerinde elde edilen seviye, izin verilen değerin 300 katıdır. Dolayısıyla normalin çok üstü maruziyet sonucu, uzun yıllarda görülebilen hastalık birkaç ay içerisinde dahi görülebilmesine neden olmaktadır.

B.2.Kotlar Beyazlıyor, Hayatlar Kararıyor!

Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyinin 7 Temmuz 2008 tarihli açıklamasına göre Türkiye’de kot kumlamaya bağlı olarak ilk silikozis vakası 2004’te ortaya çıkmıştır. Vakaların birkaç taneyle sınırlı olmayıp sosyal bir boyuta ulaşan bir durum olduğu ise Türk Toraks Derneğinin yıllık kongrelerinde ortaya çıkmıştır (8). 16 Nisan 2007 yılında bir televizyon kanalında yapılan ‘’Arena’’ programında konunun işlenmesi ve kot kumlama işinde çalışanlara hastanelere başvurmaları çağrısı yapılmasıyla kamuoyu durumu öğrenmiştir. Meslek hastalığı olgularının önemli bir bölümünün askerlik muayeneleri sırasında saptanması, çalışanların genç olduğu söylemini desteklemektedir.

Erzurum Atatürk Üniversitesi Göğüs Hastalıkları bölümü tarafından bölgede yapılan araştırmada, kot kumlama işi yapmış 145 işçiden 77’sinin ( %53) silikozis hastası olduğu saptanmıştır.Yapılan taramalarda kontrolden geçen her 2 işçiden 1’inde silikozise rastlanmaktadır. Bugüne kadar silikozis hastası 52 kot kumlama işçisi yaşamını yitirmiştir. 1835 kişiye ise silikozis tanısı konulmuştur. Tanı konulmayan, hastanelere başvurmamış, tanı konulamadan yaşamını yitirmiş onlarca işçi var. Sağlık Bakanlığı tahminlerine göre 3-5 bin arasında silikozis hastası olduğu düşünülmektedir. Sadece Bingöl’ün Karlıova ilçesinin Taşlıçay Köyü’nde 300 kişi, aynı köyden Demir ailesinden 80 kişi kot kumlamaya bağlı olarak silikozis hastalığına yakalanmıştır (9).

B.3.Örgütlenme ve Mücadele Süreci, Yaşanan Gelişmeler

Yaşanan bu trajedi ile birlikte işçiler haklarını elde etmek adına birlikte hareket etmek için kot kumlama işçileri, sendika temsilcileri, öğretim üyeleri ve avukatlardan oluşan bir grupla bir araya gelerek 9 Haziran 2008’de basın açıklaması ile taleplerini ve mücadeleyi örgütleyecek Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesini kurduklarını kamuoyuna ilan etmişlerdir.

B.3.1.Hukuksal ve Sosyal Gelişmeler

Sosyal güvencesiz çalışan işçiler silikozise yakalandıktan sonra devam eden süreçte büyük güçlüklerle karşılaşmışlardır. İşçinin o işyerinde çalıştığı ve kot kumlama işini yaptığını kanıtlanması zorunludur. En önemli sıkıntı da buradan kaynaklanmaktadır. Devlet işçilerden kendi yasakladığı, saptayamadığı, denetimini yapamadığı bir işte çalıştığını kanıtlanması istemektedir. Zaten kamuoyunda yaşananların öğrenilmesinden sonra işverenler ya kaçmış ya da artık kot kumlama bölümünü kapatmış diğer işleri yapmaktadır. Doğanın tabiatına aykırı olan bu durum zaten ölümcül bir hastalıkla boğuşan işçileri daha da kötü bir duruma sokmaktadır. Sigortasız olan işçiler ise herhangi bir gelire ve hakka sahip olamamaktadır, aralarından yeşil karta sahip olanları devlet hastanelerinde tedavi olabilmektedir. İşçinin çalıştığını ispat yükümlülüğü kaldırılmalıdır, çünkü silikozis yüzde yüz bir meslek hastalığıdır; mesleksel maruziyet dışında oluşamaz.

İzleyen dönemde komite kurulmasıyla ilk olarak kamuoyu oluşturulmak adına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İşverenler ve belediyeler aleyhine ihmallerinden dolayı suç duyurusunda bulunularak ceza davaları açıldı. Davalar günümüzde halen devam etmektedir. Bunun yanında yine komite tarafından sigortasız çalıştırılan işçilerin geriye dönük hakları için hizmet tespit davaları açılmıştır.

Bu süreçlerin ardından, yaşanan ölümlere daha fazla sessiz kalmayarak il adımı atan Sağlık Bakanlığı olmuştur. Bakanlık yayınladığı bir genelge ile Mart 2009’da kot kumlamayı yasaklamıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından bu kararı bekleyen işçiler mücadelelerinin ilk kazanımlarını almaya başlamışlardır. Bu gelişmenin ardından Ocak 2010’da Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararla hiçbir sosyal güvencesi olmayan silikozis hastaları, sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmektedir.

C.Son Gelişmeler ve Günümüzde Durum

Yapılan bu mücadeleler sonucu silikozis hastaları işçiler bir takım haklara kavuşmuştur. Ancak bu yine hükümetin öngördüğü şekilde olmuştur. İşçiler SGK kapsamına alınmayıp, kamuoyunda torba yasa olarak bilinen 6011 sayılı yasa ile, 2022 sayılı 65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk vatandaşlarına aylık bağlanması hakkında kanuna geçici madde eklenerek aylığa bağlanmışlardır (10). Yasada;

Sigortalı olmayan ve silikozis hastalığı nedeniyle meslekte kazanma gücünü en az yüzde 15 kaybedenlere SGK tarafından aylık bağlanmıştır.

Bu kişilerin bu haktan yararlanabilmeleri için, yasanın Resmi Gazete’de yayım tarihinden itibaren 3 ay içinde resmi başvurularını yapmaları gerekmektedir. (24 Mayıs 2011 son başvuru tarihi )

Kişinin meslekte kazanma gücünü kaybettiğine, meslek hastalıkları tespit hükümleri çerçevesinde, SGK Sağlık Kurulunca karar verilecektir.

Kendisine aylık bağlanan silikozis hastası yaşamını yitirirse, hastanın aylığı eşine ve çocuklarına bağlanacak ve SGK kapsamına alınacaktır.

Eş ve çocuklara bağlanacak aylıkların toplamı, hastanın kendisine bağlanan aylık tutarı geçemeyecek. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse eş ve çocukların aylıklarından orantılı olarak indirimler yapılabilecektir.

Bu şekilde aylık alanların çalışmaya başlamaları halinde aylıkları kesilecektir.

Ayrıca aylık bağlanan hasta ile eş ve çocuklarına Yeşil Kart verilecektir.

Sonuç

Yaşanan bu sorunlarla iş sağlığı ve güvenliği ile ilgilidir. Bu konuda 2 farklı görüş hakimdir. Bunlar iş güvenliği önlemleri alınırsa, kot kumlama işinin yapılabileceği ve herhangi bir sorunun yaşanmayacağı şeklinde görüş bildirenler. Diğer bir görüş ise iş güvenliği önlemleri ne kadar alınırsa alınsın kısa sürede olmasada ileride yine aynı sorunların oluşacağını ve işin yasaklanmasının en doğru ve etkili çözüm olduğudur. İkinci görüş, bu işi daha önce yapanların ve diğer sosyal tarafların sorumluluklarını üzerlerinden atmalarına yol açtığı için öngörülmemektedir.

Bununla birlikte, bu olay da olduğu gibi iş sağlığı ve güvenliği sorunları çalışma ve toplum barışının sağlanmasını engellemektedir. Toplum olarak unutmamalıyız ki, çalışma yaşamında karşılaşılan tehlikeler ve sorunlar günlük yaşamımızdaki tehlikeleri de etkilemekte ve dolayısıyla toplumu ilgilendiren sorunsallar yaratmaktadır.

Ülkemizdeki ‘’güvenlik kültürü eksikliği’’ sadece çalışma hayatındaki bireylerin değil, tüm yurttaşların duyarlı olması gereken bir konudur. Eğitim, bu alanda çok önemlidir. Bireyin doğumundan itibaren toplumsallaşması sürecinde bu alanda edineceği öğrenimler çok etkili olacaktır. Özellikle tıp, sosyal bilimler ve mühendislik bilim dallarının bu konuda etkin bir görev üstlenerek, toplumu işyerinde, evde, okulda, sokakta, mesleki eğitimlerde toplumsal sorumluluk bilinci çerçevesinde eğitmelidir.

Ancak bu şekilde, silikozis gibi diğer tüm tehlike ve sorunların ortadan kaldırılması, ulusal düzeyde toplumun tüm kesimlerini içine alan bir kurumsal yapıyla olabilir. Yapılanların insan onuruna yaraşır iş, insan sağlığı, insan iyiliği ve mutluluğu, toplum barışı için yapılması ancak toplumun bu sorumluluğunun bilincinde olarak çağrılara kulak vermesi ile olabilmektedir.

Kaynakça:

(1)Tunç Demirbilek, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Ders Notları, (Ders Notu), İzmir, 1999, s. 6.

(2) Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi, T.C. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi II (2009-2013), s.4

(3) İnşaat Mühendisleri Odası, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Raporu, Ankara, Mart 2009, s.5

(4) http://www.mahebursa.com/?p=22

(5) Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, 18 Ağustos 2011, yüz yüze yapılan görüşme

(6) Abdulhalim Demir, 27 Ağustos 2011, yüz yüze görüşme.

(7) Mehmet Bekir Başak, 27 Ağustos 2011, yüz yüze yapılan görüşme

(8) Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, 18 Ağustos 2011, yüz yüze yapılan görüşme

(9) Abdulhalim Demir, 27 Ağustos 2011, yüz yüze yapılan görüşme

(10) T.C.Başbakanlık Mevzuat Bilgi Sistemi, http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.2022&sourceXmlSearch=&Mevzua tIliski=0 ( Erişim Tarihi 27 Ağustos 2011 )

 

 

Tags: , , ,

Arşivler