Genç İşgücü, Küreselleşme ve Çalışma İlişkileri

 

Bilgi toplumunun dönüşümde anahtar süreç olan küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan yoğun ve süreklilik kazanan işsizlik, özellikle ileri teknoloji ve rekabet koşulları nedeniyle sermayenin, üretimin daha ucuz yapılabildiği bölgelere kayması nedeniyle ortaya çıkmaktadır.(1) İşsizliğin en önemli sebebi işgücünün niteliğindeki eksiklik ve bilgi işçisi yetersizliğidir.(2) (3) Bütün bu gelişmelerin ışığında işsizlik, kendisini fakirlik, üretken olmayan istihdam biçimleri ve sosyal dışlanma olarak ortaya koymaktadır.(4) Avrupa sosyal politika gündeminde sosyal dışlanma sorunsalında, güvencesiz ve a-tipik istihdam biçimlerinde artış şeklinde ifade edilen düzenli iş olanaklarından dışlanma, özellikle uzun dönemli işsizlik ve genç işsizliğinde artışın vurgulandığı işgücü piyasalarından dışlanma ile konut ve toplum hizmetlerinden dışlanma (etnik ve göçmen azınlıkların oluşturduğu banliyöler) olarak açıklanan üç ana unsurun ön plana çıkarıldığı, böylelikle sosyal dışlanma kavramının yoksulluktan çok öte yoksunlukları da içeren çok boyutlu bir kavram olduğu anlaşılmaktadır(5). Tüm dünya için işsizlik, sorunun küçük bir kısmıdır. 300 milyona yakın istihdam edilen genç çalışan yoksul kategorisinde kabul edilebilir. Bir başka deyişle, çalışan gençlerin %50’den fazlasının çalışan yoksul olarak (sıfır statülü çalışan) kabul edilmesi mümkündür(6). Tüm dünyada istihdam olanağına kavuşan gençlerin arasında kısa süreli çalışma, sosyal güvenliksiz çalışma durumları, ağır iş koşulları, gençlerin yetenek ve niteliklerinin işte kullanılmaması, kaliteli eğitim olanaklarına ulaşamama gençlerin işgücü piyasasına katılımının düşük olması yaygındır(7). Dünyada ve ülkemizde gençler arasındaki işsizlik oranının yüksek olmasının asıl nedeni, genç işgücünün niteliğindeki eksikliktir(8). Üstelik hem genç, hem kadın, özürlü olmak bu duyarlılığı daha da arttırmaktadır. Yaş grubu itibarıyla kendisine özgü özellikler gösteren genç işsizlik, gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde yaşanan işsizlik oranının daha üzerinde seyretmekte, genç işsizlik oranları yaklaşık olarak genel işsizlik oranlarının iki katı yüksek olmaktadır. İşgücüne katılımın artması, yüksek bir büyüme yakalamak için önemli bir faktördür. Ancak bu büyüme, eğitim-nitelik-verimlilik artışları ile paralellik sağlamadığı müddetçe, işgücüne katılımın tek başına artışının beraberinde işsizliği, yoksulluğu ve sosyal güvensizliği getirmesi kaçınılmazdır. (9) Günümüzde “çalışma hakkı”(10) bireylerin en önemli toplumsal hakları arasında sayılmaktadır. “Sosyal Devlet” kavramının en önemli öğelerinden biri, iş bulma sorununa devletin çözüm bulması gereğidir. Dünyada geri kalmış olan ülkelerde, genç işsizliğinin en önemli diğer nedeni yeterli sayıda istihdam ve iş alanı yaratılamamasıdır. AB üyesi ülkelerin hükümetleri de, son yıllarda kendileri için önemli bir sorun haline gelmeye başlayan işsizlik problemi karşısında çeşitli politikalar geliştirmek zorunda kalmışlar ve içinde bulundukları istihdam sorununun çözümünde uzun dönem işsizlik ve genç işsizliği ile mücadeleyi ön plana çıkarmışlar, sosyal devlet anlayışından uzak politikalar ve yasalar benimsemişlerdir. Arz yönlü politikalar, daha çok iş piyasasına arz olunan genç işgücünün niteliğinin yükseltilmesine yöneliktir. Bu bağlamda arz yönlü politikaların temel hedefi, eğitim ve öğretimi geliştirmek ve bunu çalışma hayatının ihtiyaçlarına karşılık verecek bir düzeye getirmek olmaktadır. (11) Talep yönlü politikalar ise daha çok işverenleri genç istihdamına yöneltmek ve genç istihdamını teşvik edilmesi amacına yöneliktir.(12) Bütün bu politikalarla beliren çözüm yollarıyla(13) amaçlanan, devletin bu konudaki sorumluluklarını sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz bir şekilde bireye, sosyal taraflara, sivil toplum kuruluşlarına, yerel idarelere, bölgesel ve ulus ötesi topluluk devretmektir.(14) Sosyal devlet anlayışında zaten hakem ve vaat eden devlet olmaktan öteye geçemeyen geri kalmış ülkelere OECD ve AB Raporları ile işsizliği azaltmak için tavsiye edilen politikalar, yüksek kıdem tazminatı ödemelerinin azaltılması,-kaldırılması, özel istihdam büroları aracılığıyla geçici çalışma (dönemsel çalışma) ve belirli süreli sözleşmelerle çalışma biçimine ilişkin sınırlamaların kaldırılması suretiyle bir yandan çalışma mevzuatında esnekliğin artırılması, iş bulmayı kolaylaştıran aktif işgücü piyasası politikaları ve işsizlik sigortası yardımlarının iyileştirilerek çalışanlara yönelik korumanın/ güvencenin geliştirilmesi, iş ve gelir güvencesi (güvenceli esneklik) arasında yaşam boyu eğitim yaklaşımı altında işçi ve işverenlerin ortak çıkarlarına dayalı esnek istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması gibi politikalardır.(15)

Küreselleşme ve bilgi teknolojilerinin beraberinde getirmiş olduğu yoğun rekabet ve işsizlik, işverenlerin çekirdek işgücünün sayısını azalmasına, ancak çevre işgücünün yani diğer bir deyişle a-tipik (standart-dışı) çalışanların sayısının artmasına neden olmaktadır. Klasik endüstri ilişkilerinde sendikaların üye tabanını, imalat sanayinde belirsiz süreli sözleşmeler ile ulusal işgücü piyasasında istihdam edilen ve tam süre ile çalışan erkek işçiler oluşturmaktadır. Bu durum her şeyden önce sendikaların hedef kitlesi olan imalat sektöründeki erkek işçi ve tüm işçilerde sayısal bir daralma yaşanmasına neden olmaktadır. Bu gelişmeler karşısında, tarım ve imalat sektörü daralırken, hizmetler sektörü gelişmekte, işin niteliksel özelliği ön plana çıkmaktadır.(16) Hizmet sektöründe gözlemlenen gelişmeler ise çok daha karmaşıktır. Özel hizmet sektöründeki istihdamın dağılımı mesleklere göre değişkenlik göstermektedir. Bir uçta bilişime ve araştırma-geliştirmeye odaklanmış, yüksek vasıflı, beyaz yakalı işçileri yüksek ücretler ile ve sıklıkla ulusal işgücü piyasasında istihdam eden ileri teknolojili şirketler yer alırken; diğer uçta, vasıfsız işçileri düşük ücretler ile ve sınırlı bir iş güvencesi ile istihdam eden geleneksel emek yoğun firmalar yer almaktadır. Ayrıca hizmet sektöründe, küçük ölçekli işletmelerdeki istihdamın artması, kısmi süreli, geçici ya da taşeron işçiliği gibi standart dışı istihdam biçimlerinin yaygınlaşması, kadının işgücüne katılım oranın artması da sendikal örgütlenme üzerinde negatif etki yapan gelişmelerdir.(17) Yeni yaratılan işler ya çok yüksek nitelik ve vasıf gerektiren işlerde ya da genelde düşük ücretli hizmet sektöründe ortaya çıkmış (Kutuplaşma), özellikle kadınların, gençlerin ve göçmenlerin istihdamının artmasına hizmet etmiştir. Prodüktivesi düşük, hizmet sektörlerinde istihdam olanağı bulunan bu grup genelde esnek istihdam biçimlerinde çalışmakta ya da tam gün esasına çalışmakla beraber elde ettikleri gelir yoksulluk sınırının altında kalmakta ve yoksulluk tuzağına düşmektedir(18). Bütün bu gelişmelerin Batı Avrupa’da sendika üyeliğinde 1970-1992 yılları arasında gözlenen azalmayı % 40 oranında etkilediği tahmin edilmektedir.(19)

İşgücünün yapısının karmaşıklaşması ve kendi içinde parçalanmasıyla çıkarlar birbirleriyle çelişkili hale gelmektedir. Özellikle Avrupa Sendikaları tarihsel ve toplumsal nedenlerle tüm ücretlileri dolayısıyla işsizleri, emekliklileri de temsil etmek misyonuna sahip olmuştur. Bu bağlamda sendikaların iş güvencesi, tam süreli ve belirsiz süreli iş sözleşmelerine dayalı klasik ve standart istihdam biçimleri üzerine konumlandırdıkları politikalar da işgücü piyasasında kutuplaşma ve yoğun parçalanmaları beraberinde getirmektedir. Eşit işe eşit ücret yaklaşımı, beyaz yakalı işçilerin ve profesyonellerin beklentilerini karşılamaktan uzak kalmaktadır. Bu bağlamda bir yanda güvenceli işlerde çalışanlar diğer yanda kadınlar, gençler, yaşlılar gibi bu tür sağlam güvencelerden yaralanmayan ikili bir işgücü piyasası ortaya çıkmaktadır. Standart dışı çalışma biçimlerinden biri olan kısmi çalışmada, sadece işverenin esneklik sistemi değil aynı zamanda çalışanın da seçimi rol oynamaktadır. Bütün bu tercihler, özellikle kadın ve genç işgücünde gözlemlenen ev sorumlulukları, eğitim, gelir desteği sağlamak, hizmet içi eğitimi sürekli öğrenme ve iyileştirme ekseni çerçevesinde kalıcı kılmak gibi gerekçelerle özel yaşam ve çalışma yaşamı arasında denge sağlaması bakımından kısmi istihdam türlerini arttırmaktadır. Özellikle nitelikli işgücü ve gençler arasında çalışma etiğinin içeriği de farklılaşmıştır. Boş zamana verilen değer artmakta, iş bazıları için zor bulunur bir meta bazıları içinse gözden çıkarılabilir ya da benimsenmesi için bazı özellikleri taşıması gereken bir meta haline gelmektedir. Ancak kısmi çalışmanın büyük bölümü hizmet sektöründeki marjinal işlerde ortaya çıkmakta bunlar daha düşük ücretler ve daha güvencesiz koşullar sunmaktadır(20). Bütün bu gelişmeler, hem sendikal örgütlenmeyi zorlaştırmakta hem de sendikaların pazarlık gücünü zayıflatmaktadır. İşsizliği önlemeye yönelik yeni ekonomi anlayışına uygun arz ve talep yönlü bütün politikalar da, sendikaların toplu pazarlık güçlerini azaltmaktadır. Standart dışı çalışma biçimlerinin artması sendikaların tüm ücretlileri temsil etme görevlerini bir yana bırakarak öncelikle kendi üyelerinin çıkarlarını korumak gibi bir seçim yapmaları gibi çelişkili bir durumu da gündeme getirmektedir(21).

Parçalanan ve bölünen işler için işkolu sendikacılığı, hizmet sektöründeki küçük işletmelerde çalışanları kapsamaya uygun bir örgütlenme türü olmaktan çıkmakta, böylelikle küreselleşmeyle beraber rekabetçi ekonomilerin kurulması ve güçlendirilmek istenmesi, hem işgücünün esnekleştirilmesi ve verimlilik artışının anahtar bir çözüm olarak hükümet ve işletme politikası olarak benimsenmesini sağlamakta hem işyeri düzeyinde sosyal ilişkilere ağırlık verilmesini gerekmekte hem de ücret ve çalışma koşullarında bireyselleşmeye gidilmesine neden olmaktadır. Post-fordist akımlar, özellikle Japonya temelli yalın üretim uygulamaları, çalışanları işletme amaçlarıyla bütünleştirme esasını ön plana çıkarmış, artan rekabet, işletme içi kaynakların tasarruflu kullanımını, kalitede artış sağlanmasının hedeflenmesini gerektirmiş, bireyselleşen işçi ve işveren ilişkileri çerçevesinde işçiler, çeşitli konsey ve komitelerde karar alma mekanizmasına katılmaya başlamış ve toplu iş ilişkilerinde aşağıda özetlenen gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır:

  • Toplu Pazarlıklarda ağırlık merkezden işletme/işyeri yerel düzeyine kaymaktadır,
  • Toplu ilişkilerde çatışmadan çok işbirliğini gerektirecek mekanizme ve süreçler ortaya çıkmaktadır. Grevler azalmakta ve pazarlık konuları karşılıklı işbirliğini geliştirecek yönde gelişmektedir,
  • Ulusal/bölgesel düzeydeki ilişkilerden işletme/işyeri ve bireysel düzedeki ilişkilere, toplu çözümlerden esnek uygulamalara doğru geçiş yaşanmaktadır,
  • Toplu pazarlık yöntem biçiminde tek taraflı ödünlü pazarlıklar yönünde bir eğilim gelişmektedir

Yeni yapılanmalar karşısında çalışma ilişkilerinde yaşanan gelişime bakıldığında klasik iki yönlü (yani işçi-işveren taraflarından oluşan) toplu pazarlık yapılmasının yanında tek yanlı pazarlığın oluştuğu görülmektedir. Kollektif olandan, kollektif olmayan tek yönlü (taraflı) olan pazarlık ise; bireysel pazarlığı, çalışma kurallarından uzaklaşmayı ve sendikasızlaştırmayı hedefleyen insan kaynakları yönetimini ifade etmektedir(22). Diğer yandan, iki yönlü toplu pazarlıkta, sendikaların bir yandan pazarlık gücünün azalması ile ödünlü toplu pazarlığa yönelirken, diğer yandan işletme veya işyeri seviyesinde sendika-işveren işbirlikçi yönetişime geçildiği gözlenmektedir. Böylelikle çalışma koşullarının belirlenmesinde işletme düzeyinin önemi artmakta, işgücünde, üretim sisteminde, piyasaların yapılanmasında, organizasyon süreçlerinde, işgücünün çalışma şartlarında, emek araçlarında esnekleşme eğilimi başat bir eğilim olarak karşımıza çıkmakta, enformel sektörde işsiz kalma korkusu yaşayan çevre işgücü için kuralsızlaşma eğilimi hakim olmakta, enformel ve kayıt dışı sektör giderek büyümektedir. Bu gelişmeler, çekirdek işgücü için ya standart uygulamalardan vazgeçilmesini ya da işkolu düzeyinde saptanan standartların, kazanılmış hak ve kuralların, işyeri düzeyinde esnekleştirilmesini gündeme getirmektedir. Ancak bütün bu gelişmeler, çalışanlar arası işbirliği ve dayanışmayı büyük ölçüde zedelemekte, sendikaların pazarlık güçlerini zayıflatmaktadır. Bu durum klasik sendikacılığın krizi olarak adlandırılmakla beraber işgücü piyasasında yer alan ve geleneksel sendika üyesine benzemeyenlerin örgütlenmesi ve çıkarlarının temsil edilmesi konusunda sendikalara yeni mücadele alanları da ortaya çıkarmaktadır. Böylelikle klasik sendikacılıktan farklı olarak, artık sendikalar, hem işletmelerin, kendilerinin, üyelerinin çıkarlarını dikkate alma yönünde hem de işletme yönetimiyle işbirlikçi, işletme yönetiminin tek taraflı kararlarına karşı klasik sendikacılıktan tamamıyla farklı pek çok alternatif politika üretme sorunuyla karşı karşıya bulunmaktadır.

SONUÇ ve ÖNERİLER

Sendikaların ilk temel işlevi sosyal demokrasiyi ve sosyal barışı sağlamaktır. Günümüzde bazı sendikalar, hem geleneksel üye tabanlarının, hem de potansiyel üyelerinin beklentilerini kapsayan bir biçimde farklı arayışlara girmişlerdir. Bireysel ve uluslararası düzeyde birlikteliklere dayanan çözümler üretebilme kaygısını taşımaktadırlar. Bunun için, diğer sivil toplum örgütlerini tamamlayıcı ya da onları ledire geçerek alternatif politikalar üretme çabası içine girmişlerdir. Özellikle gençleri kavramayı amaçlayan bu girişimler etkili de olmaktadır.

Günümüzde sendikaların toplumların ekonomik ve sosyal hayatında etkin bir role sahip olmaları, farklı etmenleri bir arada ele almalarına bağlıdır. Şöyle ki :

  • İşverenin u geleneksel üye tabanlarının
  • farklı işçi kesimlerinin çeşitlenmiş ve farklılaşmış beklentilerini

uzlaştıran daha kuşatıcı bir karaktere bürünmesine bağlıdır. Bu, sendikaların, tek merkezci ve klasik sendikacılığın geleneksel mekanizmalarının, çeşitlenmiş işçi taleplerine ve işletmelerin küresel rekabetçi beklentilerine göre tekrar yapılandırılmasını öngörmektedir. Bazı sendikaların, sosyal-sivil diyaloğu esas alan işletme düzeyinden, uluslararası düzeyde örgütlenmelere doğru kayan karma bir model yaratma arayışı içinde oldukları anlaşılmaktadır.

Günümüzde tüm sendikalar, genç işçilere yönelik politikalar da oluşturmaya çalışmalıdırlar. Sendikaların genç işgücü için bir çekim merkezi durumuna getirilmesi ve onların sendikal mücadeleye aktif katılımlarının gerçekleştirilebilmesi için gereklidir. Ekonomik ve sosyal politikalar, genç işgücünü iyi tanımak ve sorunlarını dikkatli analiz edilerek ortaya konulabilir. Bu noktada, genç işgücü için çekim merkezi olan sendikalar, işyeri kültüründe, dünya düzeninde ve işgücünün yapısındaki değişimlere daha kolay uyum sağlayabilecektir. Bu dönüşümü sağlayacak genç işgücünün yetiştirilmesinde ve nitelikli genç işgücünün yönetim kadrosuna getirilmesi sendika hareketine yeni açılımlar sağlayabilir. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Küresel bir güç olan sermayeye karşı, ulusal ölçekte ve yerel örgüt yapıları içinde yürütülmeye çalışılan mücadelenin başarısı rastlantısal ve geçicidir. yoktur. Sendikal mücadelenin uluslar ötesi alanlara taşınabilmesi, uluslararası bütünleşmenin güçlendirilmesi zorunludur. Bu noktada ICFTU, TUC gibi büyük sendika merkezlerinin daha kapsayıcı ve evrensel çabaları dikkate değerdir. Onun için, sendikaların, bir ayağı ulusalda, bir ayağı uluslararası planda, sağlam zeminlere basması gerekir. Bu zeminleri oluşturacak olan da gençlerdir.

* Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü

Dipnotlar

(1) Gülay Toksöz, Uluslararası Emek Göçü, 1.b. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006 , s.56-76.

(2) Adnan Mahiroğulları, “Genç İşsizliği ve Bilgi Toplumu”, 2008. http:// www.ceis.org.tr / dergidocs / makale-15pdf, (Ekim2008). s. 15-16

(3) Mahiroğulları, s. 16-17.

(4) Mahiroğulları, s.17.

(5) Seyhan Erdoğdu, “Sosyal Politikada Avrupalı Bir Kavram: Sosyal Dışlanma” Çalışma Ortamı Dergisi, sayı 75, s.4.

(6) EU, “White Paper and Youth”, 2009. http:// ec.europa.eu/youth/ whitepaper/index_en.html, (Mart 2009). s. 7.

(7) Naci Gündoğan, “Genç İşsizliği ve Avrupa Birliğine Üye Ülkelerde Uygulanan Genç İstihdam Politikaları”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Yıl 5, Sayı 10 (2006), s.192-193

(8) Gündoğan s. 200

(9) Toksöz, s.200

(10) Meryem Koray, Sosyal Politika, 2.b. Ankara: İmge Kitapevi, 2005, s.195-204

(11) Gündoğan, s.205.

(12) Gündoğan, s.205.

(13) EU, ”Making a European Area of Lifelong Learning a Reality”, http// www.kath.de kbe /international/ europabuero/ mitteilung-LLL-eng. pdf, (Mart 2009), s. 3- 4, 33.

(14) Seyhan Erdoğdu, “ Avrupa Birliği ve Sosyal Politika”, Genel-İş Emek Dergisi, Sayı 1 (2005), s.25.

(15) İpek Köstekli, “Esneklik-Güvence Dengesi. AB Deneyimi ve Türkiye”, TİSK Akademi Dergisi, Cilt 3, Sayı 6 (Eylül 2008), s.44

(16) Aytül Çolak ve Ayhan Gençler , “Bilgi Çağında Çalışma İlişkileri”, 2008. http://www.bilgiyonetimi.org / cm / pages, (Ekim2008). s. 2

(17) Çolak ve Gençler, s. 3

(18) Süleyman Özdemir, Küreselleşme Sürecinde Refah Devleti, Genişletilmiş 2.b. İstanbul: İTO Yayınları, 2007. s.238

(19) Çolak ve Gençler, s. 3

(20) Meryem Koray , Sosyal Politika, s. 193-213.

(21) Meryem Koray, Değişen Koşullarda Sendikacılık, İstanbul: TÜSES Yayınları, 1994. s.76-84

(22) Tekin Akgeyik, “Teknolojik Değişim, Postfordist Eğilimler ve Endüstri İlişkilerinde Yeni Arayışlar”, Çimento İşveren Dergisi, (2003), s.13

(Tablo ve görsellere PDF üzerinden ulaşabilirsiniz.)

Tags: , , , ,

Arşivler