Eğitimin Zulmü Altındaki Çocuklar…

Çocuk haber bölümünde, bu defa, haberler Türkiye’den, eğitim sisteminde olan bitenlerden… Öyle şeyler oluyor ki, kayıtsız kalamadık ve bir an savaşların zulmü altındaki çocukların hikayelerinden, Türkiye’deki eğitim sisteminin zulmü altındaki çocukların hikayelerine kulak verdik…
Yaratılmak istenilen toplumsal düzenin inşasında eğitim temel bir araçtır. Eğitim nihai bir amaç değil, toplumu oluşturan bireyleri belli bir biçime sokma ve onlara bir bilinç aşılamanın ya da onları bilinçsiz kılmanın başlıca aracıdır. Bu bağlamda, eğitim, aslında, karşıt iki temel sonuçtan birini elde etmek üzere kurgulanmaktadır. Eleştirel düşünen ve sorgulayan bireyler mi, yoksa düşünmeyi devlet büyüklerine bırakarak bundan muaf tutulup itaatkar davranışın yerleştiği bireyler mi? İkinci sonucun elde edilmesi amacı ön plana geçtiğinde, dinin de bu amaç uğruna kullanılmasından ve sömürülmesinden geri durulmamaktadır.
Toplumun geniş kesimlerinin egemen sınıfların çıkarına tabi kılınması için din aracılığıyla muhafazakar bir toplum yaratma çabası tarihsel geçmişi olan bir yöntemdir. Fransa’da, işçi sınıfının kapitalizme karşı dinmek bilmeyen isyanı karşısında III. Napolyon tarafından görevlendirilen Le Play, bütün Avrupa ülkelerini dolaşarak, işçi aileleri üzerine yaptığı araştırmalar sonucunda, çareyi toplumun dinsel temelde yeniden örgütlenmesinde görmüştür. İronik olan ise, maden ve metalurji mühendisi olup ateist bir yaşam süren Le Play’in, bu araştırmalarının sonucunda, sosyolog olarak anılmaya ve dindar bir yaşam sürmeye başlamış olmasıdır.
Türkiye’de de bu yol, tarihsel olarak, egemen sınıfların toplumu pasifleştirmek için başvurduğu başlıca yöntemlerden biridir. Bu sürecin başlangıcı, Köy Enstitülerinin kapatılmasına kadar geri gider. Bu dönemden başlayarak, egemenler, toplumun geniş kesimlerinin dünyevi sorunlarına yakın ilgi göstermese de, büyük bir iyi kalplilik örneği göstererek uhrevi sorunlarıyla her dönem yakından alakadar olmuşlardır. Bu alaka belli dönemlerde, çok daha yoğunlaşmakta ve belirgin bir hal almaktadır. Örneğin, 1980 askeri darbesinin ardından hazırlanan Milli Kültür Raporu, toplumun uhrevi sorunlarıyla ne kadar yakından ilgilenildiğinin en güzel örneklerinden biridir. Raporda bu konuda şunlar yer almaktadır:
Anaokuluna giden ve çocuk yetiştirme yuvalarındaki çocuklar için bir din ve ahlak eğitimi programı hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Çocuklara ailede ve anaokullarında dini gelenek ve göreneklerin neler olduğu anlatılmalıdır. (…) TRT dini günlerde özel yayınlar yapılmalı, ayrıca genel yayın akışında da dini içeriğe olabildiğince yer verilmelidir. (…) Çalışma barışının sağlanması bakımından bu husus (din eğitimi) da önem kazanmaktadır. Bu sebeple iş yerleri ile fabrikalarda ve büyük sanayi merkezlerinde işçilerin dini ihtiyaçları göz önünde bulundurulabilir ve vasıtalar hazırlanabilir. (…) Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde zaten yürütülmekte olan din eğitimi ve öğretiminin yaygın ve tesirli şekilde verilmesi Türk milletinin bütünlüğünü sağlamak bakımından son derece önemlidir. Ayrıca yeni yapılan yerleşme merkezlerinde, sitelerde, toplu meskenlerin bulunduğu yerlerde, daha proje halinde iken camilere yer verilmeli, bunlar inşa edilmeden iskan izni verilmemelidir.” (1) (DPT, 1983: 142-158).
Türkiye’de, eğitim sisteminde, iktidar tarafından uzunca bir zamandır kapsamlı değişiklikler yapılmaktadır. Bu değişikliklerin içeriğine yakından bakıldığında, yine uhrevi sorunların öncelikli olarak ele alındığı dikkat çekmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’na göre, yapılan değişiklikler, “eğitimin doğasında var olan değişim ve gelişime paralel olarak uygulamaya konulan yeniliklerden ibarettir”. (2) Bakanlığın bu açıklamasını, doğrudan kabul etmeyip, eğitimin eleştirel düşünme ve sorgulama işlevini kullanarak, eğitim sisteminde yapılanlara yakından baktığımızda, gerçeklik konusunda bambaşka bir kanıya varıyoruz.
İddia edildiği gibi, eğitimin doğası gereği yapılması gereken değişikliklerin, her şeyden önce, toplumsal bir ayıp olan şu sorunlara bir çözüm getirmesi beklenir:
-2011 yılı verilerine göre, 15 ve yukarı yaştaki, toplam 53 milyon 593 bin kişi olan kurumsal olmayan nüfus içerisinde 5 milyon 863 bin kişi okur-yazar değildir. Bunun 4 milyon 900 bin’i kadın, geri kalan 963 bin’i de erkektir. (3)
-Milli Eğitim Bakanlığı, kaynaklı bilgilere göre, halen okullarda birkaç yüz bin öğretmen açığı bulunmaktadır. (4) Bunun yanında, bazı okullarda -ki bunlar arasında kent merkezlerine çok yakın olanlar da vardır-, bir öğretmenin, tek başına, farklı sınıflara devam eden öğrencilere, aynı derslikte ve aynı anda eğitim vermeye çalıştığı gibi durumların da hala var olduğu görülmektedir. Öğrenciler, aynı derslikte bir arada oturtulmakta ve öğretmen her ders saatinde ayrı bir sınıfa eğitim vermeye çalışmaktadır. Öğretmen bir sınıfla ders yaparken, diğer sınıflar, sessizce oturmakta ya da öğretmenin verdiği ödevi yapmaktadır.
-Okula devam edemeyen çocukları konu alan UNICEF kaynaklı bir Rapor’a göre, kız çocukların, özellikle, ilköğretimden ortaöğretime geçişte, eğitim sisteminden çıktıkları belirgin bir şekilde görülmektedir. Hem kız hem de erkek çocuklar için eğitim sisteminden çıkışın en başta gelen nedeni yoksulluk iken, kız çocukları eğitim sisteminin dışına iten diğer bir neden de çocuk yaştaki evlilikler ve hamileliklerdir.(5) Yoksulluk, çocukları eğitimden uzaklaştırarak çalışmaya zorlamaktadır. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre, 6-17 yaş grubu arasındaki çocuk nüfusun (15 milyon 247 bin) % 5,9’u istihdamdadır. Çocuk işçilerin % 50,2’si okula devam etmemektedir.(6) Hal böyle iken, iktidarın çok çocuk söylemine TÜİK’in demografik ve istatistiksel bir dayanak oluşturma çabası düşündürücüdür.(7)
Eğitim sisteminde yapılan işlere bakarak, bu sorunlarla ne kadar ilişkili olduğunu anlamaya çalışalım. Bu konudaki en yeni gelişmelerden biri, ilk ve ortaöğretime devam eden kız öğrencilere “isteğe bağlı olarak” türban giyinme serbestisi getirilmesidir. Bu yaştaki çocukların, böyle bir konuda, iradelerini ne kadar ortaya koyabilecekleri ve onların iradelerinin meselenin akıbeti konusunda ne derece belirleyici olabileceği, tartışmaya yer bırakmayacak kadar açıktır.
2012-2013 eğitim-öğretim yılında uygulamaya konulan 4+4+4 sistemi ile İmam Hatip Okulları yaygınlaştırılmış ve gelinen noktada ise, bu kez, öğrenciler, iradelerine yer bırakmaksızın, bu okullara yerleştirilmektedir. Gerçek sayı tam olarak bilinmemekle birlikte, istemedikleri halde, aralarında Müslüman olmayanların da bulunduğu öğrenciler imam hatip okullarına yerleştirilmiştir.
Bazı öğrenciler de evlerinden çok uzak okullara yerleştirilmiştir. Milli Eğitim Bakanı, bu gibi durumların, çemberi geniş tutan densiz makinelerden kaynaklı olduğunu söylüyor!(8) İmam Hatipler yaygınlaştırılırken, bu okullar için gerekli okul binaları, var olan kamu okulları dönüştürülerek sağlanmıştır.(9)
Yeni sistemin kamu okullarında bir kaos ortamı yaratmış olması nedeniyle, özel okullara talep artmış ve kamu okullarının içi boşalmaya başlamıştır.(10) Bu durum, yoksul ailelerin çocuklarını imam hatip okulları ve meslek okulları arasında seçim yapmaya zorlamaktadır. Bu da, gelecek nesillerin toplumsal konumlarının bilgi, beceri ve yetenek temelinde nesnel ölçütlere göre değil, ait olunan sosyal sınıfa göre belirlendiği ve böylece eşitsizliğin mutlaklaştığı bir sonuç yaratmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretimden ortaöğretime geçişte sınav sistemini de yeniden değiştirerek 2013-2014 eğitim-öğretim yılından başlayarak TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı) sınavını uygulamaya başlamıştır. Sınav sistemlerinin sıkça değiştirilmesi, öğrencilerin enerjilerini ve zamanlarını, derslerden çok yeni sınav sistemlerine adapte olmak için boşa harcamalarına yol açmaktadır. Bu tür sınavlarla, öğrenciler, sürekli ve kıyasıya bir rekabete sokularak, ağır bir psikolojik baskı altında tutulmaktadırlar.
Bu yazının hazırlandığı sıralarda, eğitim konusunda son derece ilginç tartışmalar gündemin baş sıralarında yer almaya devam ediyor. 2-6 Aralık 2014 tarihlerinde, Antalya’da toplanan 19.Milli Eğitim Şurası’nda, bir sendika, Eğitim Bir-Sen, karma (kızlı-erkekli) eğitimin kaldırılması yönündeki önerisi ile sansasyonel bir tartışmanın daha fitilini ateşlemiştir. Önerinin sahipleri, katıldıkları bir televizyon programında, önerilerini meşrulaştırmak için, karma eğitime son verilmesi durumunda, bunun başarının artması, okullarda şiddetin azalması ve devamsızlık oranlarında kayda değer bir düşüş olması gibi yararlı sonuçlar doğuracağını ileri sürmektedir. (11) Eğitim sisteminin yapısal sorunlarını iki farklı cinsiyetin birlikte eğitim almasına bağlamak ve çözüm olarak da karma eğitime son verilmesini önermek, aklımızla alay ediliyor olmasından öte bir anlam taşımamaktadır.
Eğitim sisteminde yapılan değişikliklere yakından bakıldığında bunların, var olan temel sorunların çözümünden epeyce uzakta olduğu görülmektedir. Eğitim sisteminde yapılan işler, muhafazakar ve itaatkar bir nesil yetiştirme gayretinde olunduğunun ayan beyan kanıtıdır. Zaten iktidar, amacının bu olduğunu, gizlemeden her ortamda açıkça dile getirmektedir.
Günümüz politik iktidarının devri saltanat dönemi de, egemenlerin toplumun maneviyatıyla çok yakından ilgi gösterdikleri bir dönemdir. Eğitim sistemi de, bu ilgi doğrultusunda, köklü bir şekilde dönüştürülerek yeniden yapılandırılmaktadır. Bununla birlikte, nihai amaç, muhafazakar ve itaatkar gelecek nesillerin oluşturduğu bir toplumsal düzen inşa etmenin kendisi değildir. Nihai amaç, egemen düşüncenin ve bu düşüncenin yandaşlarının çıkarlarını en yüksek düzeyde gözetirken, toplumun geri kalanının buna rıza göstermesini kotarmaktır.
Eğitim sisteminin, eleştirel düşünceden uzak, dogmatik ve ezber birtakım bilgilerden oluşan içeriği, toplumun diğer kesimlerinin, egemenlerin çıkar ilişkilerini görme ve buna itiraz etme olasılığını ortadan kaldırmaktadır. Dahası, bu yolla, egemenlerin çıkar ilişkileri üzerine kurulu düzenin, toplumun bütün kesimleri için en iyi ve en ideal düzen olduğu yanılsamasının genel kabul görmesi sağlanmaktadır. Örneğin, günümüz üniversitelerinde okutulan iktisat derslerinde, egemen düşüncenin (neo-liberalizm) kendisi, iktisat biliminin de kendisi olarak empoze edilmekte ve son tahlilde, öğrenciler, diğer bakış açılarından haberdar bile edilmeden, egemen düşüncenin birer pratisyeni olarak yetiştirilmektedir.
Eğitim politikaları belirlenirken, çocuklar birey değil, yerleşik toplumsal anlayışa uygun olarak, “çocuk” yani bütünüyle pasif bir konuma konulmakta ve onlardan yalnızca, onlar adına belirlenip karar verilen uygulamalara tabi olmaları beklenmektedir. Eğitim sisteminde yapılması planlanan değişikliklerin hiçbirisi çocuklar üzerinde yapılan bilimsel araştırma bulguları esas alınarak gündeme getirilmiş değildir.
Eğitim sistemi, her düzeyde yeniden dizayn edilmektedir. Onlara göre, çağın gereklerine uydurulmaktadır. Bize göre ise, çağın egemenlerinin çıkarlarının gereklerine uydurulmakta ve çocuklar araçsallaştırılmaktadır. Hal böyle iken, buna karşı ortaya konulacak toplumsal çözümler bağlamında, eğitim sisteminin verili halinden olan beklentilerin en aza indirilmesi ve dahası eğitim sistemiyle araya mesafe koyulması gerekmektedir. Çözüm tartışmalarının eğitim sisteminin dışında ama onu da içerecek ve dönüştürecek bir düzlemde yürütülmesi bir zorunluluk halini almıştır. Eğitim şart klişesi anlamını yitirmiş ve eğitimin geri kazanılıp önce onun yeniden biçimlendirilmesi öncelikli hale gelmiştir.

Dipnotlar
(1 DPT-Devlet Planlama Teşkilatı (1983), Milli Kültür: Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, s. 142-158.
(2) http://www.meb.gov.tr/duyurular/ duyurular2013/bigb/tegitimdenoogretimegecis/sunum.pdf
(3) www.tuik.gov.tr/IcerikGetir.do?istab_ id=25, s. 25.
(4) http://www.memurlar.net/ haber/474327/
(5) UNICEF (2012), Okul Dışındaki Çocuklar Küresel Girişimi Türkiye Ülke Raporu, http://www.uis.unesco.org/Education/Documents/turkey-oosci-report-2012-tk. pdf
(6) http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13659
(7) http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13488
(8) http://www.hurriyet.com.tr/ egitim/27139527.asp
(9)http://www.sendika.org/2014/04/444-yikiminin-resmi-sonuclari-sistem-imam-hatipve-ozel-okullara-calisiyor/
(10)http://www.sendika.org/2014/04/444-yikiminin-resmi-sonuclarisistem-imam-hatip-ve-ozel-okullara-calisiyor/
(11) http://www.cnnturk.com/video/ turkiye/basarinin-artmasi-icin-karma-egitimkalkmali

* Yrd. Doç. Dr. Akdeniz Üniversitesi İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi ve Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Gönüllüsü
(Tablo ve görsellere PDF üzerinden ulaşabilirsiniz.)

Tags: , ,

Arşivler