CAN KAYGISI İLE İŞİ REDDETME

 

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çıkarken, hükümet bir çok yayın organında “hayati tehlike karşısında işçinin işi reddetme hakkı olduğunu övünerek anlattı. Yasa 2012 yılında çıktı (Kutu No.1) . Bugüne kadar böyle bir gerekçe ile “işverenin verdiği görevi reddeden işçi duydunuz mu? Hayır. “Hayati tehlike ile karşılaşan” hatta “bu yüzden hayatını kaybeden işçiler” biliyor musunuz? Evet, bir çok.

Aslında “can kaygısı ile işi reddetme hakkı”, iş hukuku mevzuatımızda 1967 yılından beri vardı. “Makinaların Gerekli Korunma Tertibatı İle Teçhizine Dair ILO Sözleşmesi”, “Bir muhafaza tertibatı ile mücehhez olmayan bir makineyi hiç bir işçi kullanamaz. Hiç bir işçiden bahis konusu muhafaza tertibatı bulunmayan bir makinayı kullanması istenemez” der (Kutu No.2). O tarihten bu yana, hadi bir çok kişinin yaşı bu kadar gerideki olayları anımsayamaz diyelim; 2003-2012 yılları arasında “koruyucusuz makinede çalışmam” diyen işçi oldu mu? Hayır. Buna karşın koruyucusuz makinelerden ötürü ölümler, uzuv kayıpları ve saçlı deri kayıpları oldu.

Bütün bu gerçekler ortada iken, bazı kazanımları bahane ederek “boş övünme”ler yersizdir. 2012 yılında irdelenmesi gereken, neden bu hakkın yaşama geçmediği idi.

Kaldı ki, 1967’de onayladığımız 119 sayılı ILO Sözleşmesi’nde işi reddetme kavramı ile 2012 yılında kabul ettiğimiz İş Sağlığı Güvenliği Yasası’ndaki işi reddetme kavramı arasında da büyük farklılıklar vardır. ILO Sözleşmesi, “tehlikeli olarak gördüğü koruyucusuz makinede çalışmayı” tümden reddetmektedir. Öyle bir makinenin zaten olmaması gereklidir. Sözleşmenin önceki maddeleri incelendiğinde, koruyucusuz makinenin sergilenmesi, ithali, alımı, satımı, kiralanması vs yasaktır. Onun için de işverenin “çalış talimatı” yok hükmündedir.

Buna karşın 2012 yılında kabul ettiğimiz İş Sağlığı Güvenliği Yasası, ekli kutuda da gördüğünüz gibi, işçiyi işverene başvurmak ve onun onayından sonra işi terketmesine olanak tanımaktadır. Kişinin hayatı, işverenin iki dudağının arasına bırakılmaktadır.

Bu hakkın önemi nerededir?

İnsanın doğasında tehlikeyi sezme ve bundan kaçınma refleksi vardır. Tehlikeyi algılamasını kolaylaştıran etmenlerden biri daha önce yaşanan kötü deneyimlerdir. Ama tehlikeye karşı onu hareketsiz bırakan iki önemli olgu vardır . BİRİ doğal-değişmez kabul etmesidir. İKİNCİSİ şiddetle karşılaşma olasılığıdır. Bunu aşabilmek için öncelikle işçinin olguları “böyle gelmiş böyle gider” diye kabul etmemesidir. Burada iş güvenliği uzmanları ile işçi sendikalarının yaptığı eğitimlerin önemi büyüktür. Ama İş Sağlığı Güvenliği Yasası’na dayalı olarak çıkarılan yönetmeliklerde bu konu işlenmekle birlikte, uygulamada çoğu işverenleri “vatandaşı uyandırmaktan korktukları” ve bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri görülmektedir. Onun için bu hakkın kullanılabilmesi, işyerlerinde iş sağlığı güvenliğinin sağlanmasının, en önemli “anahtar”larından biridir.

Bu hakkın yaşama geçirilmesini zorlaştıran ortam koşulları :

  • Yoksulluk ve bunun zorunlu sonucu borçlanmalar işçilerin direncini kırmaktadır.
  • İşsizlik ve bir nefret suçu olan “kara listeler” işçileri, hakkını aramaktan korkar hale getirmektedir.
  • İşçileri sendikalardan uzaklaştıran, sendikaları barajlarda boğulmaya mahkum eden askeri ve sivil darbeler, örgütlülüğün gücünü kırmıştır.
  • İnşaat eksenli destek politikaları, nitelikli emek yerine günü birlik yaşayan büyük bir kesim yaratmış; çalışanların işveren indinde vazgeçilmezliklerini azaltmıştır
  • Hükümetin toplu direnişlere ve sokak gösterilerine karşı hoşgörüsüzlüğü, işçilerin hak arama süreçlerini örselemektedir.
  • Hükümetin sosyal politikadan uzaklaşarak, yalnızca sosyal yardım temelli politikası işçileri de seçeneksiz bırakmakta ve içine kapanmasına yol açmaktadır.

Eylem kılavuzu :

  1. Can kaygısına yol açacak koşulların yok edilmesi
  2. Tehlikelerin erken haber alınmasını ve önlemlerinin uygulanmasını sağlayacak olan iş güvenliği uzmanlarının ve işyeri hekimlerinin görevlerini mesleki bağımsızlık için yapabilmeleri için iş güvencelerinin sağlanması. Burada meslek odalarının daha aktif olarak sürece katılımları çözüm yolları arasında önemlidir.
  3. İşçilerin algılarındaki doğal değişmez olguların aşılması
  4. Yaşamsal tehlike karşısında işçinin “işveren izni”ni beklememesi biçimdeki yasal değişiklik için girişimlere hemen başlanması,
  5. Uygulama için devlete düşen : a) Bu hakkı kullandığı için işine son verilen işçilere -Bakanlık Bilirkişilerinin (denetmen) ön incelemesi sonrası) işsizlik fonundan yargı sonuçlanana kadar ödeme yapılması. Bunun yaygınlaşması için ÇSGB için yeni bir denetim zinciri oluşmasına yol açacaktır. b) İşçilerin sendikalaşabilmesi için kolaylıklar sağlanması, c) İşçi sendikalarının toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için konulan baraj kaldırılması; işkollarının azaltılan sayısı en azından eski haline getirilmesi.
  6. Uygulama için sendikalara düşen : a) Can kaygısı içindeki işçilerin birlikte hareket etmesinin sağlanması, b) Tüm hukuki yolların kullanılması için işçisine destek vermesi, c) Şikayetlerle yönlendirerek Bakanlık denetim zincirinin yakından izlenmesi ve nesnel davranılması için çaba göstermesi, d) Gelir kaybına düşen işçinin, kaybının giderilmesi için fon oluşturulması.
  7. Uygulama için işçilere düşen: a) Örgütlenmelerini ve aralarındaki iletişimi geliştirmek, b) Haklarını kullanmaya başlamaları.,

Sonuç olarak, “can kaygısına düşen ve işi reddetmek isteyen” işçi için en yakın destek işçi sendikasıdır. Sendikaların da işçilerin de bu gerçeklerin ışığında konumlarını gözden geçirmeleri gerekir. Birbirlerine dört elle sarılmaları zorunludur. Kamuoyunun da iş cinayetlerinin önüne geçebilmek için tek yolun bu “hakkın kullanılması” olduğunu benimsemesi için çaba gösterilmelidir.

KUTU No.1

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU (6331 SAYILI)

R.G. : 30 Haziran 2012 tarih ve 28339 sayı

Çalışmaktan kaçınma hakkı,

MADDE 13 – (1) Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar kurula, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul acilen toplanarak, işveren ise derhâl kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir.

(2) Kurul veya işverenin çalışanın talebi yönünde karar vermesi hâlinde çalışan, gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir. Çalışanların çalışmaktan kaçındığı dönemdeki ücreti ile kanunlardan ve iş sözleşmesinden doğan diğer hakları saklıdır.

(3) Çalışanlar ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda birinci fıkradaki usule uymak zorunda olmaksızın işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk ederek belirlenen güvenli yere gider. Çalışanların bu hareketlerinden dolayı hakları kısıtlanamaz.

(4) İş sözleşmesiyle çalışanlar, talep etmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda, tabi oldukları kanun hükümlerine göre iş sözleşmelerini feshedebilir. Toplu sözleşme veya toplu iş sözleşmesi ile çalışan kamu personeli, bu maddeye göre çalışmadığı dönemde fiilen çalışmış sayılır.

(5) Bu Kanunun 25 inci maddesine göre işyerinde işin durdurulması hâlinde, bu madde hükümleri uygulanmaz

KUTU No.2

MAKİNALARIN GEREKLİ KORUNMA TERTİBATI İLE TEÇHİZİNE DAİR SÖZLEŞME

ILO Kabul Tarihi: 5 Haziran 1963

Kanun Tarih ve Sayısı: 23.5.1967 / 872

Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 2.6.1967 / 12611

Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 19.6.1967/6-8456

Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 22.8.1967/12680

MADDE 11

  • Bir muhafaza tertibatı ile mücehhez olmayan bir makineyi hiç bir işçi kullanamaz. Hiç bir işçiden bahis konusu muhafaza tertibatı bulunmayan bir makinayı kullanması istenemez.

* Prof.Dr., Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Genel Yönetmeni ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü – İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

(Tablo ve görsellere PDF üzerinden ulaşabilirsiniz.)

Tags: , , ,

Arşivler