AZ ZAMANDA ÇOK İŞLER YAPTI: Laik Hukukun Mimarı Mahmut Esat Bozkurt*

* Mart 2014’te aramızdan ayrılan dostumuz Av. Atilla Elmas, yaşamı boyunca geniş kütüphanesi ve kültürü ile ürettiğimiz birçok çalışmada kaynak sorununu aşmamızda yardımcı oldu. Bizim için bıraktığı ve ölümünden sonra elimize geçen son dosya Mahmut Esat Bozkurt üzerineydi. Bu yazıda büyük ölçüde onun bu arşivinden yararlanılmıştır. Ona tüm katkıları için teşekkür ediyoruz. Bu yazıyı, dostumuz Av. Atilla Elmas’a, Mahmut Esat Bozkurt’un iki hayranı, Ankara Hukuk Fakültesinin 1938 mezunu ve 1940’lı yılların Yargıtay Tetkik Hakimi annem ile 1933’te yitirdiğimiz babası Temyiz Mahkemesi başkanlarından Ali Taha dedeme armağan ediyorum.
Yıl 1920.
Türkiye’yi çağdaşlaştırmaya, onu gericiliğin zincirlerinden kurtarmaya, bağımsız ve onurlu bir ulus devlet yapmaya and içenler bir dizi devrimin hazırlığı içindeler.
Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmaya kararlı devrimciler, birçok cephede savaşıyorlar. Ama bunlar içerisinde üç öncelik var: Sağlık, ziraat ve hukuk.
Her bir alanda da Mustafa Kemal’in devrimci heyecanını paylaşacak önderler çıkıyor. Adalet alanında bayrağı, Mahmut Esat Bozkurt’un (1892-1943) başarıyla taşıdığını görüyoruz.
Altı yıllık Adalet Bakanlığı döneminde (22 Ekim 1924-27 Eylül 1930), Türkiye’yi demokratik, laik bir hukuk devleti yapmak kolay değildir. Bu kadar kısa bir süre içinde bir devletin temel yapı taşlarının oluşturulmasında; onun halifeliğe ve din temelli kurallara dayanan bilim dışı bir yapıdan dönüştürülmesinde başrolü oynayacak kişi için farklı özellikler gerekirdi. Bu özellikler şöyle sıralanabilir:
Bu dönüşümden başka çaremiz olmadığına inanmış olmak ( Mahmut Esat, Avrupa’daki eğitimini bırakıp memleketi Kuşadası’na dönmüş; kurtuluş savaşının ta başından beri içinde olmuş; Kuşadası-Selçuk Kuvay-ı Milliye başkanı olarak silah elde 120 kişilik bir kuvvetle düşmanla çarpışmış ve ilk TBMM’ne İzmir Milletvekili olarak gönderilmiştir). (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mahmut_Esat_Bozkurt)
Cumhuriyet’in kurucu önderleri ile tam bir güven ve anlayış birlikteliği içinde olmak (Bozkurt, hem Atatürk’ün hem de İnönü’nün bu hukuk mücadelesindeki desteğini sık sık anmıştır)
Hem İslam hukukunu ve hem de Avrupa hukukunu çok iyi bilmek ( Mahmut Esat Bozkurt, hem Darülfünun Hukuk Fakültesini, hem de İsviçre’de Fribourg Hukuk Fakültesini bitirmişti. “Osmanlı Kapitülasyonları Rejimi Üzerine” başlıklı tezi ile de 1918 yılında ‘en üstün onur derecesiyle’ doktorasını almıştır.)
(Kemal Arı – Mahmut Esat Bozkurt Yaşamı ve Kişiliği)
Padişahlık-halifelik düzeni içerisinde yıllarca yaşamış TBMM üyelerini gerekli kanunları çıkarmaya ikna edebilme gücü ( Mahmut Esat Bozkurt, çok iyi bir konuşmacı ve güven veren inandırıcı bir kişilikti)
Yanlışsız ve kalıcı yasalar çıkarabilmek, adalet örgütüne güven verebilmek için güçlü bir bilimsel kişiliği olmak (1930 yılında Adalet Bakanlığını bıraktıktan sonra da, ölümüne kadar, 13 yıl süresince Ankara Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinin en çok sevilen ve sayılan Anayasa ve Devletler Hukuku profesörlerinden olmuştur.)
Mahmut Esat Bozkurt’un Adalet Bakanlığı yaptığı yıllar, Cumhuriyet’in ilk yüksek öğrenim kurumunun (Ankara Hukuk Okulu) ve en temel yasalarının çıkarıldığı dönemdir.
Bu en temel yasaların çıkarılabilmesi için, Mahmut Esat Bozkurt’un kestirme bir yol tutturmaktan başka çaresi yoktu. Bu kestirme yolla ilgili gerekçesini şöyle açıklıyordu :
“Eğer hukuk reformu böyle devam edecek olursa, neticeye varmadan önce seneler geçecektir. Biz iyi ve ilmi bir hukuk koduna şiddetle muhtacız. Çok iyi kodlar mevcutken, yeni bir şey elde etmeye çaba sarf etmek suretiyle vaktimizi neden heba edelim? Ayrıca tatbikatta rehberlik edecek güzel şerhleri olmayan bir kanun mecellesinin faydası nedir ki?! Yeni bir kod için bu tip şerhler yazabilecek durumda mıyız? Biz ne lüzumlu vakte ve ne de tatbikata ait emsale sahibiz. Yapılacak yegane iş. İyi şerhleri bulunan hazır ve iyi bir kodu almak ve tam olarak onu tercüme etmektir. İsviçre Kodu, iyi bir koddur. Ben onu aktarmaya çalışacağım… ve tamamını reye vazetmesi için Meclis’ten rica edeceğim.” (Aktaran: Gülnihal Bozkurt – Mahmut Esat Bozkurt’un Laik Hukuka Geçişte Katkıları)
Bu temel yasalardan önde gelenlerini şöyle sayabiliriz:
Türk Medeni Kanunu (17 Şubat 1926),
Türk Ceza Kanunu (1 Mart 1926),
Kabotaj Kanunu (19 Nisan 1926),
Borçlar Kanunu (22 Nisan 1926),
Ticaret Kanunu (29 Mayıs 1926),
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (18 Haziran 1926)
İcra ve İflas Kanunu (18 Nisan 1929).
Türk Medeni Kanunu için yazdığı gerekçe, bir başyapıt değerindedir. Ayrıca Adalet Bakanlığı örgütlenmesine de çok önem verdi. Üzerinde büyük bir duyarlılıkla durduğu iki konu “teftiş” ve “temyiz”di. Adaleti halkın ayağına götürmek için mahkemeleri yeniden örgütledi. ”Cezacıların Gözlüğü” olarak nitelediği Adli Tıp Kurumunu çağdaş bir yasaya kavuşturdu. Ceza ve tutukevlerini çağdaşlaştırmak için programlı çalışmalar içine girdi; bölge hapishaneleri açılmasını programladı; mahkumları üretici konuma geçirecek önlemler aldı. Adliye personelinin özlük haklarını ve ekonomik durumlarını geliştirdi.
Mahmut Esat Bozkurt, bulunduğu her görevde “az zamanda çok işler” yapmıştır. Bunun örneklerinden biri de İktisat Bakanı olduğu dönemde (12 Temmuz 1922-27 Eylül 1923), toplanmasına önderlik ettiği 1923 İzmir İktisat Kongresi’dir. Bu Kongre, halkın en geniş biçimde temsil edilme özelliğiyle, Mahmut Esat’ın “halk” cumhuriyeti özlemini de yansıtır. İzmir İktisat Kongresi, saptamaları ve önerileri ile Türkiye’nin iktisadi geleceği üzerinde çok etkili olmuştur.
Yine İktisat Bakanı olduğu dönemde, halkın ekonomik örgütlenmesine çok önem vermiş;
Köy bankaları projesiyle köylüleri tefecilerin elinden kurtarmayı,
Savaş içinde ve savaş sonunda üretimi arttırmayı,
Köylülerin ekonomik ve toplumsal durumlarını düzeltmeyi,
Üretim araçlarını arttırmayı,
Köyleri bayındırlaştırmayı,
Üretim, alım ve satım kooperatifleri ve bunların kredi örgütlerini oluşturmayı hedeflemiştir.
Ekonominin Türkleştirilmesi politikası doğrultusunda, Türkiye Milli İthalat Anonim Şirketi’ni kurdurdu.
Devletçi uygulamaları ve grevlere verdiği destekten ötürü tepki çekti.
(Şaduman Halıcı: Mahmut Esat Bozkurt Toplu Eserler I, Kaynak Yayınları, İstanbul 2014)
Bir başka örnek, Lotus-Bozkurt davasıdır. Bozkurt adlı Türk gemisiyle Lotus adlı Fransız gemisinin 2 Ağustos 1926’da Ege Denizi’nde çarpışması nedeniyle iki ülke arasında çıkan anlaşmazlık çıkmıştır. Fransa, Lotus gemisi kaptanının Türkiye tarafından tutuklanmasın kabul etmemiş; olay Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na yansımıştır. (1927). Türkiye’yi başarılı bir biçimde temsil eden Mahmut Esat, davayı kazanmıştır. Bu dava, tarihçiler tarafından, Türk hukukunun ve adalet örgütünün kapitülasyonlar dönemini geride bırakarak insan ve egemenlik haklarına dayalı çağdaş hukuk düzeyine yükseldiğinin bir simgesi olarak değerlendirilmektedir.
Ankara Hukuk Okulunun açılışında yaptığı konuşma onun dünya görüşünü ve başarılarının sırrını ortaya koyması bakımından çok değerli bir belgedir. Konuşmasında, bu okulun kendinden öncekilerden farkını; Osmanlı ile Cumhuriyet hukukları arasındaki farkı şu şekilde açıklamıştır :
“İslam hukukunun zamanımıza kadar sürüklene sürüklene gelen en esaslı fakat en sakat ve aksak bir dayanağı vardır ki, ona Arapça deyimiyle (Kale) derler. Güzel Türkçemize (dedi ki) diye çevirilen bu temel, yüzyıllarca ve yüz yıllarca Türk ulusunun mukeddaratını ortaçağa bağladı, onu orta çağda verilen kararlarla yönetmeğe etken oldu. … (Dedi ki) deyimi, (Kale)nin kelime çevirisidir. Ancak (Kale)nin gerçek anlamı, bilinçsiz ve anlayışsızım, ortaçağ ölülerinin kararlarıyla yürürüm ve düşünmeğe gücüm yoktur demektir. Bunun yirminci yüzyılda açık anlamı ben yokum, ben ölüyüm demektir. … Bugün büyük devrim liderimizin işaret ettiği yola yürümeği çok şerefli ve çok verimli bir ilke olarak kabul eden Ankara Hukuk Okulu, geçmişten kalma ilkeleri tarihte bıraktı. (Dedi ki) (Dediler ki) ile değil, (Diyorum ki) özellikle (Türk olarak, bir insan olarak, bilinçle, anlayışla diyorum ve düşünüyorum ki) prensibini kendisine şiar edinmiş bulunuyor.”

ONUN İÇİN NE DEDİLER ?*
* Yazılanlar Av. Atilla Elmas arşivinden alınmış ve güzel Türkçemizle yeniden elden geçirilmiştir.
“Tarih onu herkesten iyi tanıyacaktır. Türk tarihinin sonsuz Atatürk devrimlerine ayıracağı altın sayfalardan biri, kuşkusuz ki Hukuk Devrimi sayfasıdır. İşte bu sayfanın başındaki mutlu isimlerden birisi: Mahmut Esat Bozkurt. Etten kemikten olan Mahmut Esat’ı sevmeyenler olabilir. Onu unutanlar da olacaktır. Fakat devrimci Mahmut Esat’ı, Türk Medeni Kanunu’nu Büyük Millet Meclisi kürsüsünde savunan Adliye Vekili Mahmut Esat’ı Türk tarihi unutamaz.” Şevket Memetok Bilgişin : İnkılapçı Mahmut Esat Bozkurt ve Türk Hukukunda İnkılap.

“Babam şakacı bir insandı. Annemi ve bizleri şakalarıyla güldürdüğü gibi, yakın arkadaşı Şükrü Saracoğlu ile de zarif espriler yapardı. Hepimizi güldüren bu espriler, telefonda olsun, evimizde olsun, sürüp giderdi. Bunun yanında çok merhametli, hassas ve şefkatliydi. Atatürk’ün İçişleri Bakanı ve babamın yakın arkadaşlarından Şükrü Kaya’nın 1944 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde , ‘Mahmut Esat Bozkurt’ isimli yazısında yer alan şu sözleri çok gerçekçidir: ‘Onun ruhu, vicdanı çok duyumlu ve hassastı. Bir çocuğun ağlamasını, bir hastanın inlemesini tüyleri ürpermeden dinleyemez; yokluk ve yoksulluğun önümüze serdiği acıklı manzaralara gözleri yaşarmadan bakamazdı. Acıklı ve acınacak bir hadiseyi anlatırken sesi mutlaka şefkat ve merhametle perdelenirdi’ diyordu.” Gün Bozkurt Tekand: Babam Mahmut Esat Bozkurt.

“Mahmut Esat Bozkurt’u … bazı memleket işlerinin ateşli ateşli konuşulduğu bir öğrenci forumunda tanıdım. Giyinişi vakur ve temiz olmakla beraber hiç de şık değildi. Tavırları o zamanki İstanbullu müşkülpesentliğimizle taşralı damgası vurmakta gecikmediğimiz tipin ta kendisi idi.
Sonraları git gide alışıp sevdiğim, hemen su katılmamış İzmir şivesi, ilkin epeyi tuhafıma gitmişti. Fakat konuşmaya başlayınca daha doğrusu söylediği sözlerin anlamı kavranınca fikrimi değiştirmekte gecikmemiştim. Mahmut Esat, kendisiyle alay edilmesine tahammül edemeyecek kadar mağrur ve uyanık, bilgi yönünden en hazırlıksız cepheyi keşfedip derhal karşı hücuma geçmesini çok iyi bilen bir terbiyeci, karşıtını mat edince serin kanlı, direnç gördükçe yerine göre sert ve haşin yahut alaycıydı.
Başarısızlık onda bütün dinamizmi harekete geçiren bir kaldıraç etkisi yapardı. İnandığı bir şeyi kabul ettirmek için topladığı malzemenin yetmediğini görürse, bir süre için kendi kabuğuna çekilmesini bilir; günlerce yılmadan çalışır çabalar, arar, tarar, hazırlanır ve karşıtını nerde ele geçirirse artık ona aman vermeden saldırır, mantığının haklayamadığını, daha o zamandan bilediği tatlı dili ile tamamlamaya çabalardı. Yine istediğini elde edemezse, Mahmut Esat, en korkunç silahını kullanır, günlerce, haftalarca aynı araçları harekete geçirerek, yakın bazı arkadaşlarına yavaş yavaş yılmadan, üşenmeden, düşünce ve görüşlerini aktarır, istediği şekil ve rengi kıvamına getirdikten sonra tam saatinde tekrar hedefe dönerek toplu bir nevi grup ateşinden yararlanarak kesin sonuca ulaşırdı. ” Mazhar Nedim Göknil – Mahmut Esat Bozkurt

“Cumhuriyet Halk Devleti’nin kuruluşunda, Cumhuriyet Devrimlerinin gerçekleştirilmesinde ve uygulanmasında, Mahmut Esat Bozkurt, Mustafa Kemal Paşa’nın yanındaki ikinci adamdır. Yaratıcı ve uygulayıcı bir beyindir. Mahmut Esat Bozkurt’u tam anlamıyla tanımadan ve ondan esinlenmeden kimse gerçekten cumhuriyetçi, halkçı ve devrimci olamaz. ” Özdemir İnce – Mahmut Esat Bozkurt’u Anlamak (Aydınlık Gazetesi, 4 Temmuz 2014)

(*) Yazılanlar Av. Atilla Elmas arşivinden alınmış ve güzel Türkçemizle yeniden elden geçirilmiştir.
** Prof. Dr., Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Genel Yönetmeni ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü – İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi

(Tablo ve görsellere PDF üzerinden ulaşabilirsiniz.)

Tags: , ,

Arşivler