Devletimizin Çocuklara Bakış Açısı

 

Uluslararası Çocuk Yılı etkinliklerinin üzerinden tam 33 yıl geçti. Türkiye’de çocuğa yönelik en kapsamlı ve en yaygın yurttaş hareketi bu yılda geldi. Ama ne yazık ki, elimizde bu geniş yelpazeyi ve coşkuyu yansıtacak belgeler yok. Elimiz değdiğince, bize ulaştırıldığı ölçüde, sizlerle bu birikimleri paylaşmaya çalışıyoruz. Ümit Sarıaslan dostumuz, bize, “Devletimizin Çocuklara Bakış Açısı” adlı bir kitap ulaştırdı. Sizlerle onu paylaşmak istiyoruz.

Kitap, 1979 yılı 21-22 Nisan’ında, Balıkesir’de düzenlenen aynı başlıklı seminerde sunulan bildirileri, yapılan konuşmaları ve gönderilen mesajları içeriyor.  Kapağından da görebileceğiniz gibi, Türkiye’nin önde gelen “aydın”latanları katılmış. Ne yazık ki, katılımcıların öz geçmişlerinin yer darlığı nedeniyle verilememiş olduğu, önsözde belirtiliyor. Keşke, verilebilseydi. Çünkü bugün bazıları unutulmaya yüz tutan, bu seçkin ve saygıdeğer insanların anımsanması için bir fırsat olurdu.

Seminer’in açılışında bir konuşma yapan Turgut İnal*, katılıma dikkat çekmiş: “Seminerin şu ilk dakikalarındaki salondaki izleyicilerin havasından ve arka sıralarda 2-300’ü aşan, ayakta izleyici ile birlikte 2.000’in üzerindeki dinleyicinin bulunmasından, son derece etkili olacağına inanıyoruz. Hele hele seminerde bildiri sunmak ve konuşmak üzere katılan, 60’ın üzerindeki her koldan uzmanın bulunması da bizi ayrıca sevindirmektedir. Bir Anadolu kentindeki seminere, böylesine Ankara ve İstanbul’dan iki televizyon kameraman ekibinin gelmiş olmasına, Ankara’dan “Bir Konu Bir Konuk” programı yapımcısının (Jülide Gülizar) onurlandırmasına da son derece sevinçliyiz.” (s.9) Turgut İnal, konuşmasına devamla, seminerin hedeflerini de açıklıyor: “Bu seminere katılan her konuşmacı, gerek şahsi, gerekse bağlı bulunduğun örgüt adına son derece acı da olsa, yurt çocuklarının ve bu ulusun evlatlarının durumlarını bütün çıplaklığı ile ortaya koymalıdır. Bunu ana hedef olarak kabul ediyoruz. Elbette bu seminerde kara tablolar ve karanlık rakamlar öne sürülecektir. Bu mümkündür, ama bilinmesini istiyoruz ki, biz buraya kara rakamlar ve karanlık tablolar ve ağıtlar dinlemeye gelmedik. Biz bu seminere bu kara tabloların, nasıl ve ne yolla, hangi bilimsel ve yurt gerçekleri ile çözüleceğinin getirilmesini istiyoruz.” (s.10-11)

Seminerde konuşan Prof. Dr. Cahit Talas, “Bir ülke ya da genişleterek söylersek dünya, maddesel ve moral mutluluğa ve gönence ulaşmak ve barış içinde yaşamak istiyorsa, olanaklarının çoğunu çocuklarının sağlıklı büyümelerine ve iyi yetişmelerine ayırmak durumundadır.  Çocuğa yapılan yatırımlar, yatırımların en verimlisidir. Çünkü, çocuk değer yaratmaya adaydır”. (s.17)

Bu sözleri tamamlayan Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, “ ‘Çocuk bir dünyadır’, ‘Çocuk bir evrendir’, ‘Çocuk bir ülkenin geleceğidir’ sözleri boşuna söylenmiş sözler değildir. Bunlardan ilk ikisi çocuğun bireysel açıdan, sonuncusu da toplumsal açıdan önemini gösterir. Şu halde, ‘Devletimizin çocuğa bakış açısı ne olmalıdır?’ konusunu ele alırken, ön planda, göz önünde bulundurulması gereken nokta, bu ikincisi yani ‘Çocuğun ülkenin geleceği olduğu’ gerçeğidir diyerek, konuşmaların gidiş yönünü göstermiştir. (s.35)

Genel İş Sendikası Balıkesir Şubesi’nden Aktan ve Öztürk, konunun sınıfsal boyutuna dikkat çekerek, “Uygarca yaşama koşullarının kısıtlandığı, işçi ve emekçilerin yaşadığı bölgelerde çocuk sorununun ağırlıkla ön plana çıktığı görülmektedir. Kentsel bölgelere oranla kırsal bölgeler, kent içinde işçi ve emekçilerin yaşadığı gecekondu semtlerinde sorun daha bariz bir şekilde yoğunlaşmaktadır.” demişlerdir. (s.36)

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Prof. Dr. Türkan Süren ve arkadaşları, çocukların beslenme bozuklukları, hastalıkları ve ölümleri üzerinde durmuşlardır: “Düşük gelir düzeyi, beslenme biçimlerini sınırlandırıcı öge olarak etki yapmaktadır.” (s.45)

Balıkesir Cumhuriyet Savcısı M. Vasıf Ersoy ise, sunduğu bildirisinde, “korunmaya muhtaç” ve “suçlu çocuk”lar sorununa değinmiştir. “Herhangi bir ceza evine gider, çocuk koğuşuna girerseniz, yaşları 11 ila 18 arasında değişen tutuklu ya da hükümlülere sorunuz suçlarını. Alacağınız yanıt, hırsızlık, orman yakmak, yaralamak, adam öldürmek, ırza geçmek, kız kaçırmak … olacaktır. Ana babaları olup olmadığını sorunuz. Ya yok diyeceklerdir; ya da ikisinden biri yok diyeceklerdir; ya da ana babaları boşanmışlardır. Ya da Almanya’larda konuk işçi olarak çalışmaktadır diyeceklerdir.”  Ersoy, önerisinde, “Çocuk Vakıflarının kurulmasıyla, sosyal devlet müdahalesine dikkat çekmiş; toplumla devletin el ele çalışması gerektiğini söylemiştir. (s.56-58)

TRT’den Sema Okay ise konuşmasında, yurt dışında çalışmaya giden işçilerimizin çocuklarının sorunlarına değinmiş “O çocuklar uzaklarda ama biz neredeyiz?” diye sormuş; genç kuşaklara sahiplenilmesi gerektiğine parmak basmıştır. (s.84)

Tanınmış eğitimci Rauf İnan, “eğitim ve öğrenciler” açısından yaptığı değerlendirmelerin ışığında, sorunun özüne dokunmuştur: “Bu olumsuz durumların gerçek nedeni, … özellikle yöneticilerde, genellikle kamu yöneticilerinde -hele erkeklerde- bulunan, halkımızın dilinde vurdum duymazlık denen bir ruh, bir özyapı aksaklığı olan ‘apathie’dir. Bu yaygın ruhsal ve toplumsal hastalık … Cumhuriyetin ilk 25 yılında yenilmiş, giderilmişti. Sonradan depreştiği (nüksettiği) sayısız olaylar ve sorunlarla görülen bu ruhsal durum, açık bir bilinç ve kesin kararlarla, denetleme ve izlemelerle giderilmedikçe, bu hastalık sağaltılmadıkça yurdumuzda önemli hiçbir sorunun çözümlenmesine olanak bulunamayacağı gibi, toplumsal sorunlar gittikçe karmaşıklaşacaktır.” (s.113)

Prof. Dr. Cevat Geray, “küçük yaşlarda okula gidememiş, ya da okulu bırakmış, çalışmak zorunda kalmış olan” çırakların durumuna dikkat çekiyor. Onların ve okula gitme olanağı bulamamış çocukların eğitim gereksinmelerine, her yaştan yetişkinin halk eğitimi gereksinmelerine vurgu yapıyor. (s.169)

Prof. Dr. Faruk Erem, henüz yasalaşmamış olan “Çocuk Mahkemeleri Yasa Tasarısı” ile ilgili eleştirilerini sıralarken, “çocuk suçluluğu”, “ıslahevleri” ve “yetiştirme yurtları” ilişkilerine de dikkat çekiyor.

İşte kitap böyle devam ediyor. 213 sayfada büyük bir birikimi yansıtma olanağı buluyor. Kitabı bütünüyle inceledikten sonra, semineri düzenleyenlere ve katkıda bulunarak toplumu “aydın”latanlara içten teşekkür etmemek olanaksız. Ama aradan geçen 33 yılda iktidar olanlara da “esef” etmemek olanaksız. Devletin çocuklarımıza bakış açısı, koskoca bir “sıfır”.

Bir 33 yıl daha sonra, yine bu vurdumduymazlıkla, bu sorumsuzlukla karşılaşmak istemiyorsak, toplumsal duyarlılığı ve toplumsal sorumluluğu canlandırmak zorundayız. Devletin insana bakış açısını, zincirlerinden kurtarmak zorundayız.

*  Toplum önderi, Avukat, Eski Baro Başkanı, Balıkesir Merkez Yetiştirme Yurdu Derneği Başkanı

(Tablo ve görsellere PDF üzerinden ulaşabilirsiniz.)

Tags: , , , ,

Arşivler