NUSRET FİŞEK’İ ANMAYI HALA SÜRDÜRÜYORUZ

 

  • Kendisinden başkalarını da düşünenlerden olmalısınız.
  • İnsanın çevresiyle birlikte varolduğunu bilenlerden olmalısınız.
  • Kötülükler karşısında birlikte mücadele edilmesinden yana olmalısınız.
  • İnsana ve yaşama değer verenlerden olmalısınız.

Nusret Fişek de sizin gibiydi. Onun için 97. doğum ve 21. ölüm yıldönümünde onu birlikte anmayı hala sürdürüyoruz. Umuyoruz yakında ulaşacağımız 100.Doğum gününü de birlikte kutlayacağız.

Geçen yıllarda olduğu gibi, bu yılda, Nusret Fişek’in ölüm ve doğum yıldönümüne denk gelen Kasım ayı içinde, Vakfımız ile birlikte Türk Tabipleri Birliği, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre için Sağlıkçılar Derneği, Sevda Cenap And Müzik Vakfı ve Çankaya Belediyesi birlikte anma etkinlikleri düzenliyor. Tüm kuruluşlara katılımları ve katkılarından ötürü teşekkür ediyoruz. Nusret Fişek’in bize kazandırdıklarının değerini her geçen gün, biraz daha fazla anlıyoruz. Ama ne yazık ki, her geçen gün de bu kazanımlar birer birer elimizden avucumuzdan zorla alınıyor. 1961 yılında kabul edilen Sağlıkta Sosyalleştirme Yasası’nın ilkeleri, ancak 17 yıl sonra Dünya Sağlık Örgütü’nün Alma Ata Konferansında evrenselleşmişti. Ama bu ilkeler, 50.yılında tamamen ayaklar altına alındı. Sanki inadına yapılmışcasına, 3 Kasım 2011’de Sağlık Bakanlığı, teşkilat ve görevlerinde değişikliklere giderek, sağlık hakkımızın elimizde kalan kırıntılarına da göz diktiğini ve alacağını ilan etti. Böylesi bir ortamda, biz değerlerimize sahip çıkıyoruz; Nusret Fişek’i anmayı hala sürdürüyoruz; ama haklarımıza sahip çıkamıyoruz.

DÜŞÜNCE ORTAMI

Bu yıl, düşünce ortamı konusu olarak “Beyin Gücü Mezarlığı : Türkiye” başlığıyla, ziyan edilen insangücü kaynağımızı seçtik. Çağrımız şöyleydi :

“Değerli Toplum Dostları,

Prof. Dr. Nusret H. Fişek’in 97.doğum ve 21.ölüm yıldönümünde, her yıl olduğu gibi, sanat ve bilim ortamında buluşuyoruz.

Bu yılki Düşünce Ortamı’nın konusu “Beyin Gücü Mezarlığı : Türkiye”.

Cumhuriyet’ten bu yana eğiticisiyle, sanatçısıyla, bilim adamıyla, hukukçusuyla pek çok değerli insan yetişti. Bu değerli beyinlerin yaşama geçirdiği pek çok proje oldu. Köy Enstitüleri, Üniversite Reformu, Sosyalizasyon hemen aklımıza geliverenler. Sistem bu beyinleri etkisiz kılmak için; ya budadı, ya hapislerde tuttu, ya yurt dışına kaçmak zorunda bıraktı ya da öldürülmesine engel olmadı. Günümüzde de sürüp giden bu gerçeğin nedenlerini çok yönlü olarak irdelemek, yaşanan bu hoyratlığa “DUR” diyebilmenin yollarını sizlerin de katkılarıyla üretmek istiyoruz.

Toplumları yönetmenin en kolay yolu yüreklere korku salmaktır. Onları hiç bir şey yapamayacaklarına, çaresiz ve yanlız bireyler olduklarına inandırmaktır. Karanlığın gittikçe koyulaştığı, insanların korkuyla terbiye edileceğine inanan düşüncenin kol gezdiği günümüzde, yüreğini korkunun karanlığına kapamış siz değerli dostlarımızı, birlikteliğin gücünü hatırlamak ve hatırlatmak için, Nazım’ın dizeleriyle davet ediyoruz

Ben yanmasam

Sen yanmasan

Biz yanmasak

Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.”

Atalarımız çok görmüş, çok yaşamışlar ve demişler ki: “Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden Kovarlar”. Hem doğru söyleyip, hem de bu toplumda yaşamak isteyen bizler, bunu aşmak zorundayız. Yitirdiğimiz değerlerimizi anmak, onların kaybından sorumlu olanları kınamak ama bu köklenmiş “kötü”leri aşmak zorundayız. Bunun tek yolu da dayanışma.

3 Kasım 2011 günü Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde biraraya gelip, bunu konuştuk. Aramızda Mustafa Balbay da vardı. Hem mektubuyla, hem de konuşma yerine yazdığı yazısıyla içimizi ısıttı; yüreğimizin birlikte çarptığını bir kez daha anlamamıza olanak verdi. Mustafa Balbay, bize yazdığı mektubunda şöyle diyordu :

“Öncelikle, Vakfınızın, yıllardır bitip tükenmek bilmeyen beyin gücü çalışmaları nedeniyle sizleri kutlamak isterim. Böylesine sonuç alınması zor, populer getirisi olmayan alanlara girenler, bir kaç yıllık hevesli çabadan sonra heyecanlarını yitirirler ve kenara çekilirler. Çekilmekle kalmazlar, daha sonra o alanda çalışmak isteyen kişilere, nasıl başarılı olamayacaklarını anlatarak kötü örnek olurlar. Ekibinizin sürdürdüğü mücadele, bu açıdan büyük önem taşıyor. Bu yelpazeye beni de kattığınız için ayrıca teşekkür ediyorum. Düşüncelerimi sizlerle paylaşmanın benim için büyük bir enerji olduğunu vurgulamak isterim. Özgürlükte buluşmak dileğiyle, size ve bütün katılımcılara selamlar, saygılar, hürmetler. Mustafa Balbay, Silivri, 25.10.2011”

Düşüncelerimizi tetikleyen ve düşünce ortamını hareketlendiren konuşmacılarımız, Prof.Dr.Alpaslan Işıklı, Aykut Göker, Dr.Alper Akçam ve Dr.Hakan Tüzün’dü. Kendilerine katkılarından ötürü teşekkür ediyoruz. İzleyicilerin katılımına açılan bölümde, görüşlerini bizimle paylaşan Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’ın, “Düşüncelerimiz ve beyin güçlerimiz mezarlığa hapsedilemeyecek geniş bir kaynaktır” vurgusu da kulaklarımızdan hiç çıkmayacak. Kısa bir süre sonra, bu konuşmaları sizlere “kitap” olarak sunacağız.

İKİLİ KONFERANS

Sağlığın ticarileşmesi, son günlerde hız kazandı. Meydanı boş bulduklarına inanan ve 50 yılı aşkın bir süredir sosyalizasyonu, bu topluma çok görenler, işi azıttılar. Tıp fakültelerine alınan öğrenci sayılarının gereksinmenin çok ötesinde arttırılması; tam gün uygulamalarıyla tüm doktorların köleleştirilmek istenmesi; performans uygulamalarıyla hem adaletsizliğin körüklenmesi hem de tıp etiğinin ayaklar altına alınması, yetmedi. SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri ile yol açtıkları yıkım ortada iken; devlet hastanelerindeki taşeron uygulamalarıyla sağlıksızlık üst düzeylere tırmanmışken; bu kez de, devlet hastanelerini özel girişimciliğe teslim etmeye kalkıştılar.

İkili Konferans’ta iki konuşmacımız, bize “Kamu Özel Ortaklığı” adıyla, planlanan bu tuzağı anlattılar. Yrd.Doç.Dr.Cavit Işık Yavuz ve Avukat Özgür Erbaş kendi uzmanlık alanları açısından konuyu irdelediler. Bir çok farklı ve sağlık dışı alanlardan gelen izleyiciler, dikkatle ve şaşkınlıkla, sağlığımızın ne büyük tehlike altında olduğunu öğrenme olanağı buldular. Ama tam da bu toplantının yapıldığı gün, Sağlık Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin çıkışıyla, yeni bir gelişme yaşandı. Bütün bu konuşulanların çok daha ötesinde, yeni olumsuzlukların haberini almakla şaşırdılar ve düşünce gündemlerinin ön sıralarına bu konuyu koydular.

Sağlık Bakanlığı 1983 yılından beri Dünya Bankası kredileri ve önerileri doğrultusunda, sağlıkta dönüşümü gerçekleştirmeye çalışıyor. Ama 20 yılda alınamayan yol, onu izleyen 8 yılda (2003-2011) kat kat hızla alındı. Sağlıkta dönüşüm, insanı değil, sermayeyi temel alıyor. Onun egemenliğini pekiştirmeyi ve zenginliğini arttırmayı planlıyor. Bunu yapabilmek için de, hem kazanılmış hakları yurttaşın elinden almalı ve hem de parası olanın daha iyi sağlık hizmetinden yararlanmasına olanak sağlamalı. İşte bu konuda yazılanlar :

Sağlık harcamalarının frenlenmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu harcamalarına üst limit konulması gerektiğinin dile getirildiği OECD- Dünya Bankası ortak raporunda, Türkiye’de varolan temel teminat paketleri cömert olarak nitelendirilmiştir. Mali sürdürülebilirlik için hem tıbbi hizmetler hem de otelcilik hizmetleri ile ilgili olarak katkı paylarının yaygınlaştırılması ve arttırılması gereğinden söz edilmektedir (OECD Sağlık Sistemi incelemleri Türkiye, 2008, s.115). Bu politikalar çerçevesinde Kamu Özel Ortaklığı hastanelerinin faaliyete geçirilmesi, diğer ülkelerde olduğu gibi konforlu hizmetler için yurttaşlardan katkı payı biçiminde yüksek ödemelerin alınması bekleniyor. Hizmetin finansmanı artık bütçeden değil, bu gelirlerden sağlanacağı için, sağlık hizmetlerinden eşit olarak yararlanmak da hayal olmaya başlıyor. (Ataay F.: Sağlık Reformu ve Yurttaşlık Hakları, Amme İdaresi Dergisi 41/3 ,2008, s.169) Sağlık alanındaki meslek odalarının, sivil toplum örgütlerinin tüm muhalefetine karşın, üstelik modelin sahibi İngiltere’deki başarısız Kamu Özel Ortaklığı uygulaması da gözönündeyken, kamu örgütlenmesi, sağlık hizmet sunumundan kurtulmak isteniyor (Karasu K.: Sağlık Hizmetlerinin Örgütlenmesinde Kamu-Özel Ortaklığı, SBF Dergisi, 66/3, 2011, s.259).

Devletin yurttaşına sunmakla yükümlü olduğu ne kaldı ?! Küreselleşmenin ulusal devletlere karşı olduğu, ama ondan da vazgeçemediği çok yazılıp çizildi. Yine bu yazılarda şu söylendi : Küresel egemenlerin kafasındaki, tüm zenginlikleri merkeze çekmek, ama yoksullaşan kitleleri de yerlerinde tutmak. Yukarıda da gördüğümüz gibi, sağlık alanımızı da rant kapısına çeviren küresel güçler, hastalanan ve yoksullaşan yurttaşlarımızın ülke sınırlarından taşmaması için, bir tek güvenlik güçlerini özelleştirmeyecek. Gerisi adım adım özelleştirilecek ve gelirleri dünyanın merkezine aktarılacak.

Buna kayıtsız kalabilir miyiz? “Susma sustukça sıra sana gelecek” sloganının ne kadar doğru olduğunu, yaşam pratiği doğruluyor. Ülkemizde, haksızlıklara karşı susmayan, kendi geleceği için değil ama kendi-dışındakilerin geleceği için çırpınmış ve çırpınan bir sürü insan var. Bizim de onlara -en azındanborcumuz gereği, hakkımızı savunmamız gerek.

NUSRET H.FİŞEK HALK SAĞLIĞI HİZMET ÖDÜLÜ

Türk Tabipleri Birliği’nin 1992 yılından beri verdiği Nusret H.Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü bu yıl da sahibini buldu. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Onur Hamzaoğlu, bu yıl ki ödülü kazanan oldu . Kendisini kutluyoruz.

Ödül gerekçesi şöyle açıklandı : “Halk sağlığı felsefesinin, halk sağlığı camiası, sağlık ortamının tüm bileşenleri ve topluma yaygınlaştırılmasına yönelik akademik, hizmet, yayın ve meslek örgütü faaliyetleri; halk sağlığı ile ilgili çeşitli konularda yapmış olduğu araştırmalar ve araştırmaların toplumla paylaşılması; yine son yıllarda Kocaeli Dilovası’nda çevre sorunlarının halkın sağlığına olan etkisi ile ilgili yürüttüğü çalışmalar ve sonuçlarının toplumla paylaşılması benzeri toplumcu, halk sağlıkçı duruşu” ödüle değer görülmüştür.

Prof.Dr.Onur Hamzaoğlu, sanayi kaynaklı çevre kirlenmesinin yarattığı tehlikeye dikkat çeken çalışmalarıyla gündemde. Bilim insanı sorumluluğuyla, bulgularını toplumla paylaşmakla suçlanıyor. Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu 6 Ocak 2011 tarihinde Demokrat Kocaeli Gazetesi’ne verdiği bir demeçte Dilovası bölgesinde yaşayan çocukların kakalarında ve annelerin sütlerinde ağır metaller bulunduğunu, bunun da ileride kanser ve benzeri ciddi sağlık sorunları yaratacağına dikkat çekmişti. Bu dönemde, onurlu bilim insanı olmak da zor.

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı ile Dilovası Belediye Başkanı, önlem almak yerine, ’halkı galeyana getirdiği’ iddiasıyla hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ve Prof.Dr. Hamzaoğlu’nu “şarlatan”lıkla suçlamıştı. “Önlemek ödemekten daha ucuzdur” sloganını yalanlarcasına, iki başkan “Suçlamak, önlemekten daha ucuzdur” diye düşünüyor olmalı. Ama yanılıyorlar.

Dilovası’ndaki zehirli atıkların, çevre halkı üzerinde yaptığı etkiler kanıtlandığında, tüm yetkililerin, fabrikaların yumak oluşturduğu bu yörede, bu fabrikalarda çalışanların sağlığının ne kadar kötü bir durumda olduğunu düşünmeleri gerek. Ama ne Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ne belediyeler ve ne de korkutulan üniversite bu konuya eğilmiyor.

Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü’nün talimatı ile kurulan komisyon, Dilovası’nda anne sütünde ve bebeklerin dışkısında ağır metaller bulunduğu yönünde sonuçlar içeren bilimsel araştırmayı “henüz bilimsel bir dergide yayınlanmadan önce kamuoyuna açıkladığı” gerekçesiyle Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’na uyarı cezası verdi. Hamzaoğlu, karara itiraz edeceğini ve bilimsel verileri sorumluluk hissettiği halkla paylaşmayı sürdüreceğini söyledi.

Yurttaşın “bilme hakkı” nerede kaldı?! Zehirin içerisinde yaşayacak ama sormayacak. Soranlar sorgulanacak. İki yüzlülük bu.

Türk Tabipleri Birliği Dilovası Raporu’nu yayınladı. Dilovası’nda yaşanan çevre kirliliği ve halk sağlığı sorunlarını konu eden bütün bilimsel çalışmaların derlendiği bu rapor hem çözüm önerilerini de içeriyor; hem de Dilovası örneğinde akademik dünyada yapılan çalışmaların daha yaygın ve anlaşılır biçimde görünür kılınmasını sağlıyor.

Prof.Dr.Hamzaoğlu, geniş bir bilim insanı çevresince ve sivil toplum örgütlerince desteklenmekte. Kocaeli’nde onu destekleyen yürüyüş yapıldığı gibi, imza kampanyası da açıldı.

Böylesi bir ortamda, Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü’nü alması, çok yerinde olup, ona desteğin bir ifadesidir. Bu destekler çok önemli ve ülkemizin geleceği açısından da çok önemli. Daha dün, Dilovası’nda otomobillerin üzerine kaplayan beyaz toz bulutu, kimbilir çevre halkının solunum sisteminde nasıl bir etki yaptı ? Hiç kuşku yok ki, bunu da ortaya çıkaracak olan bilim insanlarıdır ve yüreklendirilmelidirler.

ÇALIŞAN ÇOCUKLAR FOTOĞRAF VE KARİKATÜR KARMA SERGİSİ

Sergimiz, Anadolu gezisinden yeni döndü. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, 3 Kasım Anma Etkinlikleri Kapsamında, bizlerle yeniden buluştu. Ankara’da bizlerle birlikte kısa bir süre kaldıktan sonra Eskişehir’e geçecek. Eskişehir Tepebaşı Belediyesi’nin “Çocuk Hakları Günü” etkinlikleri kapsamında bu kez Eskişehir halkı ile buluşacak. Sergimiz, Vakfımızın 8 yıl boyunca fotoğraf yarışmalarıyla elde ettiği “çalışan çocuk fotoğrafları arşivi”nden ve 2 yıl boyunca karikatür yarışmasıyla elde ettiği “çalışan çocuk karikatürleri arşivi”nden seçtiğimiz yapıtlardan oluşuyor. Bunların yanında, “Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden Alıntıları” ve “Çalışan Çocukların Sloganları”nı da izleyebilirsiniz.

BARIŞ DİNLETİSİ

Sevda Cenap And Vakfı, her yıl olduğu gibi bu yıl da, genç sanatçı dostlarımızı özendirerek, Nusret Fişek anısına bir Barış Dinletisi’nde bizlerle buluşturdu. Bora Ateşyakan (piyano), Meriç KarataşFunda Yazıksız-Cansın Gündüz (soprano), Çağdaş Koçak’ın (Tenor) şan resitali, yorgun bir günün sonunda hepimiz için nefis bir ziyafet oldu. Kulaklarımız insan sesinin eşsiz nağmeleriyle doldu ve bizi çekip başka bir dünyaya götürdü. Bize bu duyguyu yaşatanlara ne kadar teşekkür etsek az.

(Tablo ve görsellere PDF üzerinden ulaşabilirsiniz.)

Tags: , ,

Arşivler